Kuşatılmış Vatanımız ve Terörsüz Türkiye’nin Önemi
Bir tarafta annesini, babasını kaybeden şehit polis ve asker çocukları, bir tarafta eşini kaybeden şehit eşleri diğer tarafta JİTEM ve PKK tarafından zulüm gören mazlum halk ve Terörsüz Türkiye hareketi...
Anadolu toprakları, tarih boyunca gerek jeopolitik gerekse jeostratejik bakımdan dünyanın gözdesi olmuştur. Gerek yer altı gerekse yer üstü kaynakları bakımından dünyanın en zengin ve en kıymetli toprakları arasında yer almıştır. Aynı zamanda tarih boyunca en fazla akına ve saldırıya uğrayan coğrafyaların başında gelmiştir.
Anadolu’da Roma ve Osmanlı dışında, uzun süre varlığını sürdürebilen çok az devlet olmuştur. Anadolu toprakları, geçmişte dış devletler tarafından silahla ve kılıçla işgal edilmek istenirken son yüzyılda dış güçlerin içerideki hainleri kullanmasıyla ele geçirilmeye çalışılmıştır. Bazen ordu içerisindeki bazı askerler satın alınmış; 1960 Darbesi’nde, 1980 Darbesi’nde ve 15 Temmuz’da olduğu gibi çeşitli darbe girişimleri gerçekleştirilmiştir. Bazen de dış güçlerin beslediği FETÖ vari yapılar aracılığıyla Türkiye içeriden işgal edilmek istenmiştir.
Diğer taraftan PKK gibi terör örgütlerini doğrudan veya dolaylı olarak destekleyen; halkı kendi devletine düşman etmeye çalışan siyasiler ve bürokratlar vasıtasıyla bu ülkenin şahlanması, medeniyet kurması ve varlığını güçlü bir şekilde devam ettirmesi engellenmek istenmiştir.
Yaşadığımız Acıları Unutmadık 1994 yılında, önceleri Elazığ’ın Palu ilçesine, daha sonra Bingöl’ün Genç ilçesine, şimdi ise Diyarbakır’ın Hani ilçesine bağlı olan Akçayurt köyümüz; “köy boşaltma” uygulamaları kapsamında, dönemin değerleri ve zihniyeti bizden olmayan siyasileri, bürokratları ve onların emri altındaki dış güçlerin maşaları tarafından yakılan, bazı kaynaklara göre yaklaşık 3 bin köyden biri oldu.
İnsanlar öldürüldü, zulme uğradı, evleri yakıldı ve devlete düşman edilmeye çalışıldı. Bunların bir kısmı gerçekten devletine küstü. Ancak bizim gibi “Vatan sevgisi imandandır.” diyerek hükûmet ile devleti birbirine karıştırmayan, dönemin zalim hükûmetiyle devletimizi birbirinden ayrı tutan vatansever insanlar; devletin, milletin ve ümmetin birlik, beraberlik ve kardeşliği için mücadele etmeye devam etti.
Öyle ki bizzat ben, PKK ve yandaşları tarafından “halkını satmış biri” olarak gösterilmeye çalışıldım; algı yönetimine ve itibarsızlaştırma operasyonlarına maruz bırakıldım. Oysa Bediüzzaman’ın tabiriyle “bizim milliyetimiz İslâm’dır. Bizi birbirimize düşürmek ve kardeşliğimizi bozmak isteyen dış güçlerin maşalarına ve oyunlarına kanmadık.
Evet, o dönemin siyaset, bürokrasi ve asker içerisindeki zalimleriyle hâlâ helalleşmiş değiliz, çoğu öldü, gitti nitekim. Mahkeme-i Kübra’da hesaplaşacağız. Tıpkı 15 Temmuz’da hain bir darbe ve işgal girişiminde bulunan, din adı altında Amerika ve İsrail maşalığı yapan Fetullahçı Terör Örgütü üyeleriyle helalleşmediğimiz gibi… Nitekim ben, bunların en güçlü oldukları dönemlerden biri olan 2013 yılında, kendileri tarafından iki defa ölümle tehdit edilmiş bir insanım.
Terörsüz Türkiye, Şahlanışın En Önemli Adımıdır Hâsılıkelam; bu devlet, gerek yer altı ve yer üstü zenginlikleri gerekse bulunduğu konum itibarıyla dünyanın göz bebeği olması sebebiyle sürekli işgal edilmek istenmiştir. Dış güçler, bazen doğrudan müdahalelerde bulunmuş bazen de içerideki maşaları aracılığıyla birçok vatan hainini ve terör örgütünü kurmuş, beslemiş ve bu vatanın aleyhine çalıştırmıştır.
Bugün ise bir zamanlar bahsettiğim köyleri yakanların yaptığı........
