menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Ortodoks, Katolik, Protestan…

262 0
15.09.2026

Biliyorum, birileri bu başlığı okuyunca “bize ne onlardan” diyecek. Oysa hiç kimse, dünyada olup biten şeyleri görmezden, duymazdan, bilmezden gelme lüksüne sahip değildir. Bana kalırsa bu konu bizim için de önemli. Biz, âlemlere rahmet olarak gönderilen bir peygamberin ümmetiyiz. Anlatacağım hikâye, bu topraklarda yaşayan bu halkın da hikâyesidir.

Önce şunun altını çizelim: Biz, bir Musevi ya da İsevi gibi “Muhammedî” değiliz. Hz. Âdem’in, Hz. Nuh’un, Hz. İbrahim’in, Hz. Musa’nın, Hz. Davud’un, Hz. İsa’nın ve diğer peygamberlerin tebliğ ettiği din ile Hz. Muhammed’in (sav) getirdiği din aynı dindi; onun adı da İslam’dı. O din, insanı yaratılış fıtratıyla, aklıyla ve vicdanıyla barıştırırken insanı insanla, insanı tabiatla da barıştırıyordu. Bu üç barış, insanı Allah’la barışa götürüyordu. Değilse insan Allah’la savaş hâlindedir.

Bizim inancımıza göre Hz. İsa’dan sonra gelen son resul Hz. Muhammed’dir; Hz. İsa ile aynı dönemde yaşayan Hz. Zekeriyya ve Hz. Yahya’yı saymazsak arada başka resul yoktur. Hz. İsa da “Allah’ın oğlu” (hâşâ) olduğuna dair bir iddiada bulunmadı. O da kādir-i mutlak ve bir olan Allah’a inanıyordu; hem Mesih hem de “Allah’ın kulu ve resulü” idi, tıpkı diğer peygamberler gibi. Farkı, babasız yaratılmasındaydı.

Bugünkü “Hristiyanlık” ise Hz. İsa’nın göğe yükseltilmesinden birkaç yıl sonra, Tarsuslu Yahudi Saul’ün Şam yolunda yaşadığını iddia ettiği bir olayla başladı. Saul, Roma vatandaşı, Ferisi mezhebinden bir Yahudi’ydi; Kudüs’teki başkâhinden aldığı yetkiyle İsevileri takip ediyor, tutuklatıyordu. Şam’a giderken Hz. İsa’nın kendisine göründüğünü ve İsevilere zulmetmekten vazgeçmesini istediğini söyledi. Bu iddianın, Hz. İsa’nın göğe yükseltilmesinden üç ila altı yıl sonrasına denk geldiği rivayet edilir. (Rivayete göre Hz. İsa’ya otuz yaşında peygamberlik verilmiş, otuz üç yaşında göğe yükseltilmiştir.) Saul daha sonra Antakya’ya (bugünkü Hatay) geldi; “Hristiyan” adı ilk kez burada kullanıldı. Antakya’daki Aziz Petrus (St. Pierre) kaya kilisesinin de MS 38-47 yıllarından itibaren kullanıldığı kabul edilir.

Saul, Yahudi geleneğinde var olan bir inancı yeniden yorumlayarak Hz. İsa’yı “Rab” ilan etti. Hz. İsa “Rab” olunca, onun mesajını aktaranlar da sahabe değil, “resul” oluyordu: on iki havari, Yahuda’nın yerine seçilen Mattiya ve Saul’ün kendisi; toplam on dört “resul”! Hz. İsa’nın peygamberliğini Rab’liğe, sahabesini resullüğe çıkaran bu yorumdur.

Bu “Allah’ın oğlu” fikrinin kökü Yahudi geleneğindeydi. Yahudiler kendilerini -hâşâ- Yehova’nın ailesinden sayıyorlardı. Kur’an-ı Kerim bize, Babil sürgününden dönüşte Tevrat’ı yeniden tedvin eden Hz. Üzeyir için onların “Üzeyir Allah’ın oğludur” dediklerini haber verir; çünkü onlara göre bu işi ancak “Allah’ın oğlu” yapabilirdi. Sina’da, vaat edilen topraklara yola çıkmadan önce Sâmirî’nin yaptığı altın buzağıya tapıp sapıtanların torunları, bu kez Babil dönüşünde sapıttılar.

Saul’e dönelim. Kudüs’te tutuklandıktan sonra iki yıl Sezariye’de (Caesarea) hapsedildi; ardından MS 61’de Roma’ya götürüldü, orada da iki yıl göz hapsinde kaldı ve geleneğe göre MS 67’de İmparator Neron döneminde boynu vurularak öldürüldü. İbranice “Saul” adını taşıyan bu kişi, Roma vatandaşı olarak Latince “Paulus” (Pavlus/Paul) adını da taşıyordu ve........

© Haber Vakti