Ddevletlerin milletlerin zevali üzerine!
Her bayramda olduğu gibi camilerin kürsülerinden ve minberlerinden, uzun ve Allah'ın (c.c.) cömertlik ikramından söz ederek, dua ve taleplerde bulunduk: Allah devletimize, milletimize, kahraman ordumuza ve güvenlik güçlerine zeval vermesin, devletimiz ve milletimiz ilelebet payidar olsun!
Hacılar Kâbe’de “Hu Allah” derken, tekbirler getiriyordu. Hani şu teşrik tekbirlerinden söz ediyorum. "Allâhü ekber, Allâhü ekber, Lâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber. Allâhü ekber ve lillâhi'l-hamd". Allah her şeyden yücedir, Allah her şeyden yücedir. Allah'tan başka ilâh yoktur, Allah her şeyden yücedir. Allah her şeyden yücedir, hamd (övmek ve şükretmek) Allah'a mahsustur.
Hacılar “Telbiye” duasında ne diyordu: Hacda: "Lebbeyk, Allāhümme lebbeyk! Lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk. İnne'l-hamde ve'n-ni'mete leke ve'l-mülk. Lâ şerîke lek." Anlamı: "Buyur Allah’ım, buyur! Emrindeyim, davetine icabet ettim. Buyur! Senin hiçbir ortağın yoktur. Şüphesiz hamd de nimet de mülk de yalnızca sana aittir. Senin hiçbir ortağın yoktur."
Günde 40 defa Fatiha okuyoruz, sahi orada bize ne deniliyor? Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdediyoruz sözün başında. Evet, O, Rahman ve Rahîm'dir. Acıyan, esirgeyen, bağışlayandır. O’nun din gününün sahibi olduğunu söylüyoruz. Yani her şey bu dünyada başlayıp bitmiyor. Bunu biliyoruz ama çoğu zaman o “din günü”nü unutuyoruz. Her yerde, her zaman, her toplulukta iyiler de var kötüler de. Peygamber evinde de bu böyle, Firavun'un sarayında da! İşte o kurtuluşa erenler ve gazaba uğrayanlar onlar olacak. Onlar Firavun'un sarayında, Nemrut’un puthanesinde ya da peygamber evinde de olsa... Allah’ın (c.c.) hükmünden kurtuluş, kurtarıcı, kaçış yok. Herkes, kral ya da köle, “miskale zerretin hayran yerah ve miskale zerretin şerran yerah” ölçüsünde yaptığının karşılığını görecektir. Peygamberler kurtarıcı değil, kurtuluşa çağıranlardır onlar!
Hani yalnız O'ndan yardım dileyecek, O'na sığınacak, O'na kulluk edecektik. Şikâyet etmiyorsunuz. "Bana hakkı hak, batılı batıl göster, hakta toplanmamızı nasip et. Bizi nimet verdiklerinin yoluna ilet, gazaba uğrayanlarınkine değil" diyoruz da...
Sahi, Allah'ın (c.c.) nimet verdiği kimseler kim? O nimet nedir? Ve tabii gazaba uğrayanlar kim ve gazaba uğramalarının sebebi ne? Bunu araştırıyor muyuz?
Söyleyeyim mi, insanların tamamı hüsrandadır. Hüsranın sonu zevaldir, zelil olmaktır. Peki, hiç kimse mi yok kurtuluşa erecek? Asr Suresi'nde kurtuluşa erecek olanlar istisna olarak sayılır: “Vel asr: Asra yemin olsun ki. İnnel insâne le fî husr: İnsan mutlaka ziyandadır. İllellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti ve tevâsav bil hakkı ve tevâsav bis sabr: Ancak iman edip salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler bunun dışındadır.”
Allah (c.c.) bizi kimi zaman mallarımızı, canlarımızı, sevdiklerimizi artırarak, kimi zaman azaltarak imtihan edecektir. Hiç kimse bu dünyada baki değildir. Ezelî ve ebedî olan yalnız Allah’tır. Bu dünyada her şey fanidir. Devletler için de, peygamberlerin kurdukları devletler için de bu böyledir.
Sonuçta Allah (c.c.) cahil ve zalim topluluklara yardım etmiyor, devletlere, milletlere cahilce işleri ve yapıp ettikleri sebebiyle lanet ediyor! Onların işlerini sarp dağlara sardırmaktan ve üstlerine pislik yağdırmaktan söz ediyor.
Bakın, bayram günlerinde hacda ya da bayram namazındaki bu dualarınızın Kâbe’den ayrıldıktan sonra ya da camiden çıktıktan sonra hayatınızda geriye kalan bir şeyi yoksa, o ibadetinin orada tekrarladığınız sözlerin sizin hayatınızda karşılığının kaybolduğu gün siz dua ile ümit ettiğiniz şeylerden de mahrum kalacak ve hatta gazaba davetiye çıkartmış olacaksınız!
Herkes erken seçimden söz ediyor. Seçim ilan........
