Bey, efendi, ulus, vatan, millî ve yerli vs.
Bu konuyu niçin seçtim? Önümüzde çok zor, tartışmalı, çatışma konusu olacak sorunlarımız var. Birbirimize rağmen kazanacak bir zaferimiz yok; birlikte kazanacağımız tek bir çözüm var. Onu yakalamak için ise konuşmaktan başka çaremiz yok. Ama aynı dili konuşmuyoruz. Ben Şeriat’ı kurtuluş olarak görürken öteki tehdit görüyor. O, laikliği kurtuluş görürken ben tehdit olarak görüyorum. Ortak bir zeminde buluşmak için ortak bir dile ihtiyacımız var. O da sanırım birbirimizi anlamaktan, anlamak için dinlemekten, dinlemek için ortak bir dile sahip olmaktan geçiyor. O ortak dili, akıllı, dürüst, cesur insanlar kendi aralarında oluşturacaklar. Her kesimin içinde her çeşit insan var. Uygulamalarda herkes için kötü örnekler de var. Biz doğruya ulaşmak için “bilişmek” zorundayız. Kastım kimseyi rencide etmek değil, kendimi ifade etmek istedim sadece.
Bakın, eğitim ile maarif, kültür ile medeniyet, idman ile spor aynı şey değil. Tercüme yasalarla, ithal kavram ve kurumlarla, başkalarını taklit ederek özgün bir medeniyet inşa edilmez. Sahi, günlük hayatımızda kaç kavram, kaç terim kullanıyoruz? Çoğu isim ve sıfat, 300-500 kelime ile idare edip gidiyoruz.
Bu ülke garip bir ülke. İnsanlar kendi dilini bilmez, kendi tarihini de bilmez, kendi dinini de bilmez. Bilmediğini de bilmez. “Minber, mihrap” nedir, ne anlama gelir, bilmezler. Cemaat, cenaze namazını kıldığı adamın kadın mı erkek mi olduğundan gayri bir bilgiye sahip olmadığı kişi hakkında sorulduğunda, “Hakkınızı helal eder misiniz?” koro hâlinde cevap verir: “Helal olsun!”
Laikler zaten “kul olmak” ile “köle olmak” arasındaki farkı bile bilmezler. Onlar laikliği “din-devlet ayrılığı” zanneder, cumhuriyeti “halkçılık” zanneder. Laiklikle sekülarizm ve Bizantinizm arasındaki ilişki ve çelişkiyi de bilmez. Laikliğin varlık ve meşruiyetini İncil’den alan Katolik düşüncesinin teolojik bir kavramı olduğunu da bilmezler. Laiklikte din ve devlet, ruh ile beden arasındaki ilişkiye benzetilmiştir. Ayrılmazlık vurgusu söz konusudur burada.
Bu memlekette “Bey”, “efendi” demek yasak! “Beyefendi” demek iki kere yasak. Yasa var, yasaya uyan yok da o yasayı teklif etmek de yasak!
Eski Türkçede “Bey”; reis, şef, soylu kişi anlamına da gelir. Ayrıca Avestacada “tanrı” anlamına da gelir; Sanskritçede “bey”, “tanrı kral”, “ihsan eden, bağışlayan” anlamı da taşır. “Bey” daha sonra “bay”a dönüşmüş, “üstat hazretleri” anlamı taşımış; ağabey, subay olmuş. Genel olarak soyluluk unvanı anlamında kullanılmış. “Efendi, yetkili kişi” olarak da anlam yüklenmiş.
“Ulus” ne demek? “Vatan” ne demek? “Millet” ne demek? Namık Kemal “Vatan yahut Silistre” eserinde “vatan” kelimesini kullandığı için o zaman “bölücülük yaptığı” iddiası ile hapse atılmıştı. Peki, vatan ne demek? “Ülke” ne demek, “memleket” ne demek? Vatandaş mıyız biz, yurttaş mı? “Vatandaşlık bilgisi” mi okutuldu bize, “yurttaşlık bilgisi” mi?
Vatan “ulusun toprağı” demek. Peki, “ulus” ne demekti? “Nation” mı demek, “millet” mi demek? Ulus, Türkçeye nation’dan aktarıldı. O da “doğumla gelen soy, ırk, kabile birliği” demek. İlk anlamı “ortak atadan doğan soy/ırk” idi. 19. yüzyıla gelirken “ortak dil ve kültürle birleşmiş halk” ve “siyasi birim”e evrildi. Nation başlangıçta, Latincede “doğuştan gelen ortak soy” vurgusuyla başladı; sonra, zaman içinde özellikle Vestfalya ve Fransız Devrimi sonrası “dil, kan, toprak ve kültür birliği”ne dönüştü. Ulus ise “paylaşılan toprak/parça” fikrinden gelir. Türk-Moğol kökeni içinde “ülüşmek” kökünden “paylaşma” anlamı kazandı ve daha çok coğrafi ve siyasi paylaşım anlamı kazandı. Cumhuriyet döneminde bunu milletle eş anlamlıymış gibi kullanmaya başladılar. Oysa millet din birliğini ifade eder ve Kur’an-ı Kerim’de “Millet-i İbrahim”den söz eder. İslami anlamda “millet”; din, şeriat, bir dine mensup cemaat/topluluk anlamına kullanılır.
Sahi, siz “birey” misiniz, “fert” mi? “Kişilik”le “şahsiyet” arasındaki fark........
