Adaletli yağmacılık
Varlığına, varlığımı armağan ettiğim şehir halkımın tarihe mal olan bazı meziyetleri vardır; Birincisi asla yağmacılık yapmamıştır, ikincisi de isyan etmemiştir…
Ancaaaak bir istisnası vardır; “Havasına ve kadınlar hamamına dokunmayacaksın…
Hamamı ve havasından gari… Gerisi laf-ü güzaf…
Hele yağmacılık? Asla…
Gece gündüz aç kalır da komşusunun malına tamah etmez…
Siz bakmayın “Emval-ı Metruke” kanunlarına, orada belki ufak tefek yağma olmuşsa da…
O yağmayı halk yapmamıştır…
Kanun ne emretmişse o olmuştur.
Şimdi size Adana’da yaşanan bir yağma olayından bahsedeceğim.
Bu yağmanın ne ilk çağlarda bir eşi vardır ne de Orta çağlarda…
Ne vatanı için savaşan ordular ne inancı için küffar üstüne yürüyen cihat erleri…
Böyle bir yağma kimseye nasip olmamıştır.
Eşi menendi olmayan bir yağma; “Buz yağmacılığı…”
Tam da 80 yıl önce, yine böyle bir temmuz ayı… Sıcak ki, zannedersiniz cehennemin yeryüzü şubesi…
Adana’da bu sıcakların çözümü buzlu, ayran, limonata, gazoz ya da su gibi içeceklerdir. Peki buz nerede? Efendim, benim gibi artık toprağın çağırdığı yaşa........
