menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kutlu Doğum 80

14 0
friday

KUTLU DOĞUM 80 

 

İNSANIN CİHAZATI KÂİNATI İÇİNE ALIYOR IV

 

Ve ona ihsanlar eden (bağış ve ikramda bulunan) Zâtı perestiş (tapma) derecesinde seven ve sevdiren ve sevilen 

çok hârika bir mu'cize-i kudret-i Samedâniye (herşey Kendisine muhtaç olduğu halde Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah’ın kudret mu’cizesi) ve bir acûbe-i hilkat (harika, acayip bir yaratılışta olan), 

Ve kâinatı içine alan ve 

ebede gitmek için yaratıldığına bütün cihazat-ı insaniyesi şehadet eden (insana ait cihazlar ve duygular şahitlik eden), 

böyle yirmi küllî hakikatler (kapsamlı gerçekler) ile Cenâb-ı Hakkın Hak ismine bağlanan, (herşeyi hakkıyla yaratan, varlığı hak olan ve her hakkın sahibi olan Allah’ a itaat ve ibadet eden)

Ve en küçük zîhayatın (hayat sahibinin) 

en cüz'î (en küçük) ihtiyacını gören ve niyazını (yalvarıp ve yakarmasını) işiten ve 

fiilen cevap veren Hafîz-i Zülcelâlin (sonsuz haşmet ve yücelik sahibi, büyük küçük herşeyi kaydedip koruyan Allah’ın) 

Hafîz (herşeyi koruyup saklayan ve yarattıklarını esirgeyip gözeten Allah’ın) ismiyle mütemadiyen (sürekli olarak) amelleri kaydedilen ve kâinatı alâkadar edecek ef'âlleri (fiilleri) 

o ismin kâtibîn-i kiramlarıyla (insanın yaptığı bütün amelleri yazan meleklerle) yazılan ve 

herşeyden ziyade o ismin nazar-ı dikkatine (dikkatli bakışlarına) mazhar bulunan (nail olan) bu insanlar, 

elbette ve elbette ve herhalde ve hiçbir şüphe getirmez ki, 

bu yirmi hakikatın hükmüyle, 

insanlar için bir haşir ve neşir (öldükten sonra âhirette diriltilerek muhakeme için Allah’ın huzurunda toplanma ve tekrar dağılıp yayılma) olacak ve 

Hak ismiyle evvelki hizmetlerinin mükâfatını ve 

kusuratının mücâzâtını (kusur, hata ve günahlarının cezasını) çekecek ve 

Hafîz (herşeyi koruyup saklayan ve yarattıklarını esirgeyip gözeten Allah’ın) ismiyle 

cüz'î-küllî (küçük-büyük) kayd altına alınan her amelinden muhasebe (hesaba) ve sorguya çekilecek ve 

dâr-ı bekàda saadet-i ebediye ziyafetgâhının (daimi kalıcı olan ahiret yurdunda sonsuz mutluluk ve ziyafet yerinin) ve 

şekavet-i daime (daimi sıkıntı ve mutsuzluk) hapishanesinin kapıları açılacak ve 

bu âlemde çok tâifelere (topluluklara) kumandanlık yapan ve karışan ve bazan karıştıran bir zabit (subay), 

toprağa girip her amelinden sual olunmamak ve uyandırılmamak üzere yatıp saklanmayacaktır.

Tarihçe-i Hayat/Denizli Hayatı 558-559

Ezcümle (meselâ): Kâinatta görünen hüsn-ü san'at (sonsuz güzellikteki sanat) dahi risalet-i Ahmediye’ye (a.s.m.) delâlet ve şehadet eden kat'î bir delildir. 

(Hz. Muhammed’in (a.s.m.) peygamberliğine ve Allah’ın CC ona semâvî kitap göndermesine şahitlik yapar) 

Zira, şu ziynetli masnuatın cemâli (süslü sanatların güzelliği), 

hüsn-i san'at ve ziyneti izhar eder (sonsuz güzellikte sanatı ve nakşını gösterir). 

San'at ve suretin güzelliği, Sânide (her şeyi san’atla yaratan Allah’ın) güzelleştirmek ve ziynetlendirmek isteği mevcut olduğuna delâlet eder. 

Güzelleştirmek ve zînetlendirmek (süslendirmek) sıfatları, 

Sâniin san'atına olan muhabbetine delâlet eder (sevgisini gösterir). Bu muhabbet ise, masnuatın en ekmeli (sanat eserleri varlıkların en mükemmeli) insan olduğuna delildir. 

Çünkü o muhabbetin mazhar ve medarı (o sevgiye ayna olan ve vesile olanı) insandır. 

İnsan dahi masnuatın en câmi ve en garibi (insan dahi sanat eseri varlıkların en kapsamlısı ve benzersizi) olduğundan, 

şecere-i hilkate (yaratılış ağacına) bir semere-i şuuriyedir (kâinat ağacının şuurlu meyvesidir). 

İnsan bir semere (meyve) gibi olduğu cihetle kâinatın eczası (kısımları) arasında en câmi ve baîd bir cüzdür. (en kapsamlı ve ihtimalden uzak varlıktır). 

İnsan zîşuur ve câmi (akıl ve şuur sahibi kapsamlı) olduğu cihetle, 

nazarı âmm (görüşü genel), 

şuuru küllî (şuuru ve anlayışı geniş) olur. 

Nazarı âmm (görüşü genel) olduğundan 

şecere-i hilkati (kâinattaki bütün varlıkların bir ağaç misali yaratılmalarını) tamamıyla görür, 

şuuru da küllî (anlayışı geniş) olduğundan, 

Sâniin makasıdını (her şeyi san’atla yaratan Allah’ın istediği şeyleri) bilir. Öyleyse, insan Sâniin muhatab-ı hâssıdır (Sanatkarının özel muhatabıdır).

Evet, âmm ve şumullü (kapsamlı ve kuşatıcı) olan nazar (bakış) ve şuurunu 

Sâniin ibadetine ve muhabbetine sarf (bilincini sanatkarının, yaratanının ibadetine ve sevgisine kullanır) ve 

san'atını istihsan (sanatını güzel bulur, beğenir), 

takdir ve teşhirine tevcih (övgü ve ilan etmesine yönlenir) ve 

nimetlerinin şükrüne istimal eden (Allah’a karşı minnet duyma, teşekkür etmeye kullanan) bir fert, 

verdiği nimetlere karşı şükür isteyen ve 

yarattığı mahlûkatı (varlıkları) ibadete, 

şükre davet eden Sâniin (sanatkârının) has muhatap ve habibidir (özel hitap edilen sevgilisidir). 

Ey insanlar! Zikredilen ahval ve şuûnatla muttasıf olan (hatırlatılan vaziyetler ve halleri üzerinde taşıyan) Hazret-i Muhammed'in (a.s.m.), 

Sâniin o ferd-i ferid dediğimiz (Allah’ın eşi ve benzeri olmayan tek ferdi) 

muhatab-ı hassı (özel muhatabı) olmamasına imkân var mıdır? 

Ve tarihinizin gösterdiği nev-i beşerden (insanlıktan) en büyük insanlar arasında, 

bu makama daha lâyık diğer bir şahıs var mıdır?

 

03.04.2026

Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu


© Haber Gündemim