menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

23 Nisan Eşiğinde: Mustafa Kemal ve Hür bir Vicdanın İnşası

10 0
08.04.2026

Zaman zaman, tarihin derinliğini ve şahsiyetlerin büyüklüğünü kavrayamayan sığ suların dalgalandığını, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e karşı asılsız "dinsizlik" ithamlarının birer karalama kampanyasına dönüştüğünü görüyoruz. 

Ancak bir edebiyatçı ve tarih okuyucusu bilir ki; hakikat, gürültüye teslim olmayacak kadar köklüdür. 

Atatürk’ü din karşıtı gibi göstermeye çalışanlar, aslında O’nun dinin "özünü" cehaletin pençesinden kurtarma mücadelesini anlamak istemeyenlerdir.

İmanın Tezahürü: Mücadele ve Teslimiyet

Bir insan düşünün ki; ömrü cephelerde, "vatan sevgisi imandandır" düsturuyla geçsin. 

23 Nisan 1920’de, Ankara’nın o mütevazı Meclis binasını dualarla, hatimlerle, kurbanlarla açan bir iradeyi "dinsiz" ilan etmek; sadece tarihe değil, o günün samimi ruhuna da ihanettir. 

Atatürk, hiçbir zaman dini reddetmedi; O, dinin bir "ticaret" ya da "siyaset" aracı haline getirilmesine savaş açtı.

Kur'an ile Buluşan Millet

Atatürk’ü suçlayanların görmezden geldiği en büyük gerçek; bu milletin kendi kutsal kitabını, aracısız ve doğru bir şekilde anlaması için O’nun verdiği çabadır.

Elmalı Muhammed Hamdi Tefsiri: 

Cumhuriyet’in en büyük hizmetlerinden biri olan ve bugün bile aşılamayan Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır tefsiri bizzat Atatürk’ün talimatıyla hazırlatılmıştır. Amaç şuydu: Halk, dinini simsarlardan değil, bizzat Allah’ın kelamından öğrensin.

Dini kurumları devlet güvencesine alarak hurafe ve taassubun önüne geçmek, ancak dine duyulan yüksek bir saygının tezahürü olabilir.

"Gerçek Din" ve "Uydurulmuş Din" ayrımı

Atatürk’ün Balıkesir Hutbesi’ni okuyan her feraset sahibi insan, O’nun İslamiyet’e olan hayranlığını ve "Bizim dinimiz akla en uygun dindir" deyişindeki o sarsılmaz mantığı görür. 

O, dindar bir toplum istiyordu ama "dinci" bir istismara asla geçit vermedi. 

O’nu suçlayanların asıl karın ağrısı, Atatürk’ün dini, şahsi menfaatlerine alet etmelerine engel olmasıdır.

Atatürk’e "dinsiz" demek, bir bakıma O’nun kurtardığı topraklarda, O’nun sağladığı hürriyetle O’na saldırmak demektir. 

Oysa vatanı kurtarmak, ezanı susturmamak ve bir milleti esaretten çekip almak; başlı başına manevi bir mertebedir. 

Bizim edebiyatımızda "kahraman", sadece bileğiyle değil, gönlüyle de konuşan kişidir. 

Atatürk, bu toprakların hem kılıcı hem de vicdanı olmuştur.

Sığ tartışmaları bir kenara bırakıp hakikate baktığımızda göreceğimiz şudur: Mustafa Kemal, samimi bir Müslüman’ın sahip olması gereken en büyük erdemi; yani "hürriyeti" bu millete hediye etmiştir. 

Gerisi, tarihin çöplüğüne mahkûm olacak beyhude iddialardan ibarettir.

Atatürk’ü dinsizlikle itham edenlere, Balıkesir Hutbesi’ni sadece bir referans olarak duymak yerine, o tarihi metnin tamamını bizzat okumalarını tavsiye ederim. 

Hakikat, ancak kaynağından öğrenilir.


© Günışığı Gazetesi