KİTAP OKUYAN BİR TOPLUM MU, TÜKETEN BİR TOPLUM MU?
Bir sabah uyandığınızda elektriğin kesildiğini düşünün…
Telefonunuz sadece arama yapabiliyor.
Peki geriye ne kalır?
Belki de evinizdeki kitaplık…
İşte o an anlarız ki medeniyet, yalnızca teknolojiyle değil; kitaplarla ayakta durur.
Bugün elimizin altında sınırsız bilgi var. Birkaç saniye içinde dünyanın öbür ucundaki bir habere ulaşabiliyor, binlerce görüş okuyabiliyor, milyonlarca görüntü izleyebiliyoruz. Fakat garip bir çelişkiyle karşı karşıyayız: Bilgi çoğaldıkça düşünce derinliği azalıyor.
Herkes yorum yapıyor.
Ama gerçekten kaç kişi okuyor?
Asıl mesele de burada başlıyor.
Çünkü bir toplumun geleceğini belirleyen sadece ürettiği teknoloji, yaptığı yollar ya da yükselttiği binalar değildir. Asıl belirleyici olan, insanların zihin dünyasını neyle beslediğidir.
Bir toplum neyi okuyorsa ona dönüşür.
Hiç okumuyorsa da başkalarının yazdığı hikâyenin figüranı olur.
Bugün kendimize dürüstçe şu soruyu sormamız gerekiyor:
“Biz gerçekten okuyan bir toplum muyuz, yoksa sadece tüketen bir toplum mu olduk?”
Dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi Türkiye’de de dijital hayat, okuma alışkanlıklarını köklü biçimde değiştirdi. Sosyal medya akışları, kısa videolar ve birkaç saniyelik içerikler, uzun metinlerin önüne geçti. Artık insanlar bir kitabın ellinci sayfasına gelmeden sıkılabiliyor; ama aynı süre içinde yüzlerce videoyu hiç fark etmeden tüketebiliyor.
Çünkü tüketmek........
