DİN KARDEŞLİĞİ A.Ş. VE KÜRESEL ÇIKAR PAZARI
Uluslararası siyaset ilginç bir tiyatro sahnesine benzer. Perdeler açılır, liderler sahneye çıkar, büyük sözler edilir:
“kardeşlik”, “dayanışma”, “ortak değerler”, “medeniyet ittifakı”…
Arka odada hesap makinesi çıkar.
Dünya siyaseti tam olarak böyle bir yerdir.
Son günlerde İran etrafında yaşanan gerilimler de bu tiyatronun yeni perdesi gibi. Bir yanda yaptırımlar, bir yanda diplomatik görüşmeler, diğer yanda bölgesel gerilimler… Ama sahnenin arkasında herkes aynı şeyi yapıyor: çıkar hesabı.
İlginç olan şu: Dünya halkları hâlâ uluslararası siyaseti duygusal kavramlarla anlamaya çalışıyor.
Örneğin “din kardeşliği”.
Ne güzel bir kelime değil mi? Kulağa sıcak geliyor. Birlik duygusu veriyor. Ama uluslararası siyaset söz konusu olduğunda bu kavramın ömrü bazen bir diplomatik toplantının kahve molası kadar sürüyor.
Bir bakıyorsunuz Hristiyan çoğunluğa sahip bir Avrupa ülkesi İran’la diplomatik ilişki kurabiliyor.
Bir bakıyorsunuz İran’ın bazı Müslüman komşuları onunla aynı masaya bile oturmak istemiyor.
Demek ki dünya haritası aslında sandığımız gibi dinlere göre çizilmemiş.
Daha çok petrol boru hatlarına, ticaret yollarına ve güvenlik hesaplarına göre çizilmiş.
Uluslararası ilişkiler biraz da mahalle bakkalı gibidir. Herkes veresiye defterine bakar. Kimden ne alınacak, kime ne satılacak…
İdealler genellikle vitrine konur.
Çıkarlar ise kasanın arkasında tutulur.
İran meselesi de bu gerçeğin canlı bir örneği.
Batı dünyası İran’ı eleştirirken aynı zamanda onunla diplomasi yürütmekten geri durmaz. Bölgedeki bazı ülkeler İran’ı tehdit olarak görürken bazıları onunla stratejik ilişki kurar.
Yani sahnede kavga vardır ama kuliste herkes birbirini tanır.
Bütün bu tabloya bakınca insan ister istemez şu soruyu soruyor:
Acaba dünya gerçekten dinlere göre mi bölünmüş durumda?
Yoksa insanlık aslında çok daha basit bir çizgiyle mi ayrılıyor?
Belki de dünya haritasını yeniden çizmek gerekiyor.
Bir tarafta çıkar uğruna her şeyi meşru görenler…
Diğer tarafta hâlâ adalet ve insanlık gibi kavramlara inanmak isteyenler.
Eğer dünya gerçekten ikiye ayrılacaksa, muhtemelen sınır çizgisi dinler arasında değil; vicdan ile çıkar arasından geçecektir.
Ve işin ironik tarafı şu:
Bu sınır çizgisi çoğu zaman aynı ülkenin içinde bile bulunabilir.
