MAĞDURİYET PERDESİ: ADALETİN EN TEHLİKELİ TUZAĞI
Bazen gerçeği gizlemenin en etkili yolu yalan söylemek değil, kendini mağdur göstermektir. Çünkü insanın vicdanı, gözyaşına kolay inanır; fakat her gözyaşının ardındaki gerçeği sorgulamak cesaret ister.
İnsan ilişkilerinde bazı oyunlar vardır ki gerçeği tersine çevirir. Haksızlık yapan, bir anda haksızlığa uğramış gibi görünür. Hesap vermesi gereken kişi, hesap soran konumuna geçer. Hakkı yenenin sesi kısılırken haksızlık yapanın feryadı ortalığı kaplar. Böylece gerçek, gürültünün altında kalır; adalet ise bir senaryonun figüranına dönüşür.
İşte mağduriyet senaryosu tam da budur: Gerçeği değiştiremeyenlerin, gerçeğe bakışımızı değiştirme çabası!
Önce haksızlık yapar, sonra mağdur rolüne bürünür
Bazı insanlar yaptıklarıyla değil, yaptıklarını nasıl anlattıklarıyla yargılanmak ister. Kendi hatalarını konuşmak yerine başkalarının davranışlarını gündeme getirir, sorumluluklarını tartışmak yerine kendilerine yapılanları sıralar. Öyle bir anlatı kurarlar ki bir süre sonra asıl meselenin ne olduğu unutulur.
Kim ne yaptı, kimin hakkı yenildi, hangi söz verildi, hangi sorumluluk yerine getirilmedi?
Bu soruların yerini başka sorular alır: Neden onun üzerine gidiliyor? Neden yalnız bırakıldı? Neden kimse onu anlamıyor?
Ve farkında olmadan gerçeği değil, kurgulanmış bir mağduriyeti tartışmaya başlarız.
Oysa bir insanın kendisini mağdur ilan etmesi, onun gerçekten mağdur olduğunun kanıtı değildir. Aynı şekilde bir insanın güçlü görünmesi de haksızlığa uğramadığı anlamına gelmez.
Adalet, kimin daha çok ağladığına, kimin daha yüksek sesle konuştuğuna veya kimin daha fazla destekçi topladığına bakmaz. Adaletin sorması gereken tek bir temel soru vardır: Gerçekte ne oldu?
Gözyaşı gerçeğin, sessizlik suçun kanıtı değildir
Mağduriyet senaryolarının en tehlikeli yanı, insanların vicdani duygularını kullanmasıdır. Acıma duygusu harekete geçirilir, öfke yönlendirilir, taraflar belirlenir. Henüz olayın bütün yönleri bilinmeden hükümler........
