KÜÇÜK ŞEYLERİN BÜYÜK MUTLULUĞU!
Bugün bir alışveriş merkezine girip etrafımıza baktığımızda her şeyin daha parlak, daha gösterişli ve daha lüks olduğunu görüyoruz. Evlerimiz eskisine göre daha konforlu, arabalarımız daha hızlı, telefonlarımız daha akıllı…
Fakat bütün bu ilerlemenin ortasında tuhaf bir durum var: İnsanlar eskisine göre daha huzurlu görünmüyor.
Çocukluğu 80’li yıllarda geçenler ya da daha eski yılları hatırlayanlar bunu çok iyi bilir. O zamanların evleri bugünkü evler gibi eşyayla dolu değildi. Salonlarda kocaman televizyonlar, akıllı cihazlar, sayısız elektronik eşya yoktu. Yıllarca tahtadan yapılmış divanlarda oturulur, aynı eşyalar uzun yıllar kullanılırdı.
Çoğu evde tek televizyon vardı, televizyonlarda da tek bir kanal… O da genellikle akşam saatlerinde açılırdı. Çocuklar ise günün büyük bölümünü sokakta geçirirdi. Mahalle aralarında koşuşturur, akşam karanlığı çökene kadar oyun oynardık. Bugün ise çoğu zaman çocuğumuzu evimizin hemen yakınındaki bir yere bile güvenle gönderemiyoruz.
Arabalar da bugünkü gibi lüks değildi. Mahallede bir iki kişinin arabası olurdu ve o araba adeta mahallenin arabası sayılırdı. Bir yere giden komşu diğerine “Gel seni de bırakayım” derdi. Kimse arabasının modelini, donanımını konuşmazdı.
Bayramlarda alınan yeni bir ayakkabıyı yatağımızın altında sakladığımız günleri hatırlayanlar vardır. Üstelik çoğu zaman ayakkabının modelini biz seçmezdik. Babalarımız........
