menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

SANDVİÇ KUŞAĞI: SUÇLULUK VE İYİLEŞMEK

86 0
24.08.2026

Orta yaş, pek çok kadın için ‘kendini bulma’ değil, ‘kendini kaybetme’ çağıdır. İki ateş arasında kalmış bir kuşağın çığlığını duymak ve görünmeyen yükünü tarif etmek zorundayız.

1980’lerde sosyal hizmet uzmanları Dorothy Miller ve Elaine Brody’nin literatüre kazandırdığı “Sandviç Kuşağı” kavramı, yıllar içinde soğuk bir sosyoloji teriminden çıkıp milyonlarca kadının gündelik yaşam gerçeğine dönüştü. Bugün 40-55 yaş aralığındaki kadınlar, bir yanda ergenlik çağındaki çocuklarının ruhsal dalgalanmalarına, diğer yanda yaşlanan ebeveynlerinin artan fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarına yetişmeye çalışırken, tam da bu iki katmanın arasında ezilmemek için kendi varoluşlarını muhafaza etme mücadelesi veriyor.

Ancak bu işin psikolojik boyutu, göründüğünden çok daha derin. Zira bu kadınların büyük bir kısmı, aslında çocukluklarında da ebeveynlik yapmış bireyler.

Çocuklukta başlayan yük

Psikolojide buna “ebeveynleştirilme” (parentification) diyoruz. Henüz gelişimsel olarak hazır olmadıkları bir yaşta, annelerinin sırdaşı, babalarının arabulucusu ya da evin küçük yetişkini olmak zorunda kalan çocuklar, büyüdüklerinde kendilerini hiç bitmeyen bir sorumluluk döngüsünün içinde bulur. Şimdi, kendi çocuklarına sağlıklı rehberlik yapmaya çalışırken, bir yandan da yaşlanan anne-babalarına bakmanın getirdiği tersine rol değişimine uyum sağlamak zorundalar.

En yıpratıcı olanı ise üçüncü bir katmanın varlığı: Kendini yeniden........

© Günışığı Gazetesi