GÜVERCİNLER
Sevgili okur, şu meşhur güvercin işini duydunuz mu? Psikoloji tarihinin en nev-i şahsına münhasır isimlerinden B.F. Skinner, vaktiyle bir kutu tasarlıyor. İçine aç bir güvercin koyuyor. Düzenek basit: Kuş bir düğmeye basıyor, bazen yem geliyor, bazen gelmiyor.
Sonra ne mi oluyor? Kuşun tabiri caizse beyni eriyor. Düğmeye öyle bir iştahla, öyle bir adanmışlıkla basmaya başlıyor ki, sanki o mekanik parça onun anası, babası, hayattaki yegâne sığınağı... Tam bir takıntı haline geliyor.
Neden? Çünkü ödülün ne zaman geleceğini bilmiyor. Belki şimdi, belki on dakika sonra. İşte o “ya gelirse?” hissi, kuşu upuzun bir esaretin eşiğine bırakıyor.
Şimdi bu sahneyi aklınızda tutun ve elinize akıllı telefonunuzu alın. Instagram’ı açın ve parmağınızı yukarı doğru kaydırmaya başlayın.
Aşağı çektiniz: Bir ayakkabı reklamı. (Geç, ilgisiz.)
Tekrar çektiniz: Bir tanıdığın kahvaltı fotoğrafı. (Eh, yani.)
Tekrar çektiniz: Komik bir kedi videosu. (Bak bu biraz tebessüm ettirdi.)
Tekrar çektiniz: Tam sizin kafanıza göre, içten içe “şu tiplere bak” dediğiniz o spesifik video. (Bingo! İşte o meşhur dopamin patlaması!)
Tam o saniyede beyniniz kuyunun dibindeki tatlı suyu fark ediyor ve defterine şu notu düşüyor:........
