ZENGİNLİĞİN ALT KATI
Sabahın henüz gece sayıldığı bir saatte evden çıkan insanları düşünün. Servis bekleyenleri, kepenk açanları, nöbet devralanları, okula yetişen öğretmenleri, motoruna binen kuryeleri, fabrikaya girerken kart basan işçileri… Şehir tam uyanmadan onlar çoktan işbaşındadır.
Ay sonunda maaş yatar. Kira, faturalar, mutfak, ulaşım ve borçlar ödendiğinde bir aylık emeğin karşılığı çoğu zaman hayatı büyütmeye değil, aynı hayatı bir ay daha sürdürmeye yeter. Çalışmak, geniş bir kesim için refaha ulaşmanın değil, geriye düşmemenin yolu hâline gelmiştir.
Çelişki yalnızca ücretlerin düşüklüğü değildir. Milyonlarca insan çalışıyor, üretiyor, vergi ödüyor; ekonomiyi ayakta tutan malı, hizmeti ve değeri yaratıyor. Fakat üretilen zenginlik, onu üreten kalabalıkla aynı ölçüde paylaşılmıyor.
Sermayenin, girişimciliğin ve yatırımın ekonomik karşılığı vardır. Bir işletme kurmak, risk almak, üretimi örgütlemek de değer yaratır. Sorun zenginliğin varlığı değil, zenginlikle emek arasındaki mesafenin giderek açılmasıdır.
Toplumun büyük bölümü için para hâlâ doğrudan emeğin karşılığıdır. Çalışmadığınız gün geliriniz eksilir; işinizi kaybettiğinizde yalnızca maaşınızı değil, hayatınızın dengesini de kaybedersiniz. Kazancınız bedeninize, bilginize, mesleğinize ve çalışma gücünüze bağlıdır.
Ekonomik güç büyüdükçe bu ilişki........
