BİR SOSYOLOJİK AĞIT VE TAŞLAMA
Güneş, utancından dağların ardına saklanırken; Şanlıurfa’nın tozlu sokaklarından Kahramanmaraş’ın yamaçlarına kadar bir çığlık yükseliyor.
Bu ses, sadece birer asayiş bülteni değil; çatlayan ruhlarımızın, un ufak olan aile kalemizin ve can çekişen geleceğimizin son nefesidir.
Her şey, bir kış gecesi yaklaşan fırtınanın ıslığı gibi haber vererek geldi.
Biz ise başımızı politik hırslarımızın kumuna gömdük.
Kendi içimizdeki irini temizlemek yerine, komşunun bahçesindeki kıvılcıma nefretimizin körüğüyle üfledik.
Her birimiz, bu devasa yangına birer kucak odun taşıdık; şimdi ise dumanında boğulurken birbirimize "neden?" diye soruyoruz.
Ruhun Muhaseresi ve Boş Kalan Kürsüler
Okul denilen o kutsal mabet, artık sadece soğuk taşlardan mı ibaret? Sokakta pusuya yatmış şiddet, pazar tezgâhındaki hile, sosyal medyanın zehirli sarmaşığı ve TV ekranlarından akan o irin... Hepsi birleşip sosyal dokumuzun tabutuna birer çivi çakıyor.
Aynanın karşısına geçme vaktimiz gelmedi mi?
O sırçalı camda gördüğümüz yüze bakıp, kıyasıya eleştirdiğimiz bu........
