AKLIN BİTTİĞİ YERDE BİAT BAŞLAR
Bugün insanlığın en büyük sorunlarından biri bilgiye ulaşamamak değil, ulaştığı bilgiyi akıl süzgecinden geçirememektir.Bilgi hiç olmadığı kadar yakınımızda. Birkaç saniyede geçmişte söylenmiş bir söze, bilimsel bir araştırmaya, bir belgeye veya dünyanın öbür ucunda yaşanan bir olaya ulaşabiliyoruz.Ama bilgi çoğalırken başka bir şeyi kaybediyoruz:Muhakeme yeteneğimizi.Çünkü artık çoğu zaman “Doğru nedir?” diye sormuyoruz.“Bunu kim söyledi?” diye soruyoruz.Söyleyen bizdense kabul ediyor, karşı taraftansa daha dinlemeden reddediyoruz.İşte çağımızın en tehlikeli hastalıklarından biri budur.Siyasette, inançta, sosyal hayatta, sporda ve günlük ilişkilerimizde insanları giderek ikiye ayırıyoruz: Bizden olanlar ve olmayanlar.Kendi tarafımızdan biri yanlış yaptığında mazeret arıyor, karşı taraftan biri aynı yanlışı yaptığında acımasızca eleştiriyoruz.Oysa yanlış, bizim tarafımız yaptığında doğru olmaz. Doğru da sevmediğimiz biri söylediğinde yanlış hale gelmez.Aklın ve vicdanın gerçek sınavı şudur:Kendi tarafının yanlışına “yanlış”, karşı tarafın doğrusuna “doğru” diyebilmek.Bunu yapamıyorsak hakikatin değil, tarafımızın peşinden gidiyoruz demektir.Biat denildiğinde aklımıza genellikle bir lidere kayıtsız şartsız bağlılık gelir. Oysa insan yalnızca bir lidere değil; siyasi partiye, ideolojiye, gruba, cemaate, futbol takımına, sosyal medya figürüne, hatta yıllardır savunduğu kendi düşüncesine bile biat edebilir.Çünkü körü körüne biatin özü, bir insanı sevmek veya bir düşünceye inanmak değildir.Asıl tehlike, aklın denetimini ortadan kaldırmaktır.“Benim liderim söylüyorsa doğrudur.”“Benim partim yapıyorsa vardır bir bildikleri.”“Ben yıllardır böyle düşünüyorum, değiştirmem.”Bu cümlelerin ortak noktası aynıdır:Muhakeme askıya........
