menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hürmüz Boğazı, askeri üsler, tesisler ve enerji savaşı

18 0
22.03.2026

Devrim Muhafızları (Pasdaran) ordusu 28 Şubat’ta Hürmüz Boğazı’nı kapatacağını duyurunca uluslararası medya ve siyasi çevreler ortak bir soruda buluştular: “İran, yeni nükleer silahı sayılan Hürmüz Boğazı kozunu kullanabilir mi?”

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, “İran’ın komşu ülkelerdeki askeri ve enerji tesislerini vurma yolundaki duyurusunu fahiş bir hata ve hatta ekonomik intihar!” diye niteleyerek, “Böyle yapması durumunda Amerikan silahlarının dağlık bölgedeki Fordow Nükleer Tesisini vuracağını” söyledi. Bilinen gerçektir, dünya petrol ve doğalgaz ihracının atardamarı sayılan bu sevkiyat rotası İran’ın ekonomik ve askeri rolünü göstermektedir. 1980-88 İran-Irak Savaşı ve çatışmalar (öncesinde İran askeri birimlerinin devamında Yemenli Husiler ile ABD-İsrail füzelerinin neden olduğu tahribatlar) nedeniyle farklı güçler tarafından enerji-akaryakıt ürünlerinin deniz yoluyla ulaşımı engellenmişti. Bu durumun yol açtığı tecrübeler tüm ülkeler açısından birer ders niteliğindeydi. Hürmüz Boğazı ise şimdilerde sözünü ettiğimiz savaş-kapışma alanlarından biri oldu. Hürmüz Boğazı’nın özelliği ve önemi Hürmüz Boğazı (Farsça: تنگه هرمز – Tange-ye Hormoz), Umman Körfezi ile Basra Körfezi’ni deniz yoluyla birbirine bağlamaktadır. Adını, Zerdüştilerin kutsal kitabı Avesta’da adı geçen iyilik tanrısı Hürmüz’den almıştır. Boğazın kuzey kıyısında İran, güney kıyısında Umman toprakları bulunur. Uzunluğu 161 km, genişliği 32-95 kilometre arasındadır. Körfez Qeşm, Hürmüz ve Hengam adalarını içerir. Basra Körfezindeki çeşitli limanlardan toplanan sıvılaştırılmış gaz ve petrol, tankerler aracılığıyla burası kullanılarak dünyaya taşındığı için de stratejik ve ekonomik öneme sahiptir. Hürmüz Boğazı, “dar nokta” olarak kabul edilir. Sular, boğazın genişliği boyunca petrol tankerleri için yeterince derin değildir. Her biri 3 km olan denizcilik şeritlerinin genişlikleri ise çok daha dardır. Boğazdaki ticari trafik genel olarak Musandam Yarımadası’nın kuzeyindeki şeritlerden geçer. Bu alandaki derinlikler 200 metrenin biraz üzerine çıkmaktadır. Hürmüz’ün ticari değeri ve önemi 2011 yılı verilerine göre, günlük yaklaşık 17 milyon varil petrol yani dünyada ticareti yapılan petrolün neredeyse % 20’si, yıllık toplamda altı milyar varilden fazla petrole karşılık gelen bir miktar Hürmüz Boğazı’ndan gemilerle aktarılmaktadır. Kuveyt, Irak, İran, Suudi Arabistan, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar ihraç ettikleri petrolü Hürmüz üzerinden uluslararası pazarlara ulaştırmaktadır. Dünya sıvılaştırılmış gaz (LNG) ihracatının da f’sı Hürmüz Boğazından geçmektedir. ABD merkezli Enerji Bilgi Yönetim İdaresi (EIA) verilerine göre; Suudi Arabistan, Hürmüz’den nakledilen toplam enerji ürünlerinin @ ve Birleşik Arap Emirleri (BAE)  kadarını ihraç etmektedir. İthal eden ülkelerin alım oranları ise şöyledir: Çin 0, Hindistan , Güney Kore , Japonya %9, Amerika %3. Küresel enerji piyasalarının altüst olması ve petrol fiyatlarını yeniden jeopolitik sahnenin ön cephesine taşınmasının ana sebebi, İran ile ABD-İsrail arasındaki savaştır. Tahmini 1,3 milyar dolarlık günlük petrol ve doğalgaz ticaretinin yaklaşık ’si Hürmüz suyolundan gidip-gelen tankerlerle taşınmaktadır. Petrol ve enerjinin atardamarı konumundaki bu rotadaki herhangi bir sıkıntı, arz-talep dengesine anında yansımakta; fiyatlar ve bilhassa Brent petrol fiyatları yükselmektedir. Mevcut savaş ve gerilim çığırından çıkmadan önce varil başına 60-85 dolar civarında seyreden fiyatların savaşın yayılması ve boyutlanması durumunda 110 doları aştığı görülmektedir. Kötümser tahminlere bakılırsa, Hürmüz Boğazı’nın fiilen ve uzun süreli kapanması ve bölgesel enerji tesislerinin daha fazla saldırıya maruz kalması halinde, fiyatların 140 dolara ulaşacağı tahmin edilmektedir. Günde 3 milyon varilden fazla petrol üreten İran, yaklaşık üçte ikisini ihraç etmektedir. Müşterileri daha çok Asya’dadır. Ürünün -14 kadarı Çin tarafından alınmaktadır. İran ihracatındaki herhangi bir aksaklık/eksiklik, hem bölgesel hem de küresel tedarik zincirlerini bozmaktadır. Daha önceki enflasyon krizinden darbe almış ve yeterince kendini toparlayamamış büyük sanayi ekonomileri de Hürmüz krizinden etkilenecektir. Krizi ve sıkıntıyı azaltmaya yönelik alınması düşünülen uluslararası tedbirleri de sayalım: Güvenlik nedeniyle gemilere (tankerlere) eşlik etmek ve nakliye yollarını güvence altına almak için uluslararası deniz kuvvetlerince çeşitli hazırlıklar yapılıyor. Ancak bu noktada ikircikli bir tutum da var: ABD Enerji Bakanı Chris Wright, ABD-İsrail’in İran’la yürüttüğü savaşın geleceği hakkında “Çatışma birkaç haftada bitecek, daha erken de bitebilir. Ardından arzın toparlandığını ve fiyatların aşağı yönlü baskılandığını göreceğiz!” derken, ABD Başkanı Donald Trump “Savaşı sona erdirmek için henüz bir anlaşmaya hazır olmadığını” beyan ederek bu iyimser görüşü geri plana itmiştir. ABD’nin Hürmüz Boğazı’nın güvenliğini sağlamaya yönelik askeri-siyasi koalisyon kurma talebi farklı tepkilerle karşılanıyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi “İran tesisleri hedef alınırsa, güçlerimiz bölgedeki Amerikan şirketlerinin veya ABD’nin hissesi bulunan şirketlerin tesislerini hedef alacak!” diye tehdit ediyor. Tahran’ın gemi geçişlerini engellemesi petrol fiyatlarını yükseltse de pek çok ülke Trump’ın savaşa devam önerisine itiraz ediyor. Piyasaların son yıllarda jeopolitik şokları daha hızlı absorbe etmeye alıştığı görülüyor. OPEC ülkeleri yaklaşık 3,5 ila 3,7 milyon varil/gün olarak tahmin edilen, kabaca İran üretimine eşdeğer yedek üretim kapasitesine sahipler. Piyasaları sakinleştirmeyi ve fiyat artışlarını önlemeyi amaçlayan birçok üretici ülke, gerekirse bu yedek kapasiteyi kullanmaya hazır olduklarını bildiriyor. Nitekim büyük güçler ellerindeki stratejik rezervlerden yararlanarak ciddi arz sıkıntılarını şimdilik önlediler. Körfez ülkeleri, Suudi Arabistan karayolları üzerinden veya hızla gerçekleştirilecek boru hatları aracılığıyla enerjiyi (petrol ve doğalgaz) Kızıldeniz ve Akdeniz’deki limanlara veya dolum tesislerine aktarmayı planlıyorlar. Bu alternatiflerin yaşanan krizi tam gidermese de ektisini hafifletecek tedbirler zincirini oluşturabileceği tahmin ediliyor. Hürmüz’ün jeopolitik durumu Hürmüz Boğazında güvenliğin sağlanması bazı sorunları içinde barındırıyor. Zayıf askerî güce sahip körfez ülkeleri boğazın güvenliğini sağlamakta yetersiz kalıyor. Bu durum güçlü devletlerin bölgeye ilgisini artırıyor. İran İslam Devrimine kadar ABD, Suudi Arabistan ve İran ortaklığı ile boğazın güvenliğini sağlıyordu. 1979 devriminden sonra Amerikan karşıtı politikalar yürüten İran, Hürmüz Boğazını tehdit etmeye başlayınca Körfez İşbirliği Ülkeleri (Suudi Arabistan, Bahreyn, Katar, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri) 2000 yılında savunma paktı imzaladılar. ABD ise körfez ülkeleriyle çeşitli savunma anlaşmaları yaptı, askeri üsler kurdu. Körfezdeki esas sorun karasularıdır. İran ve Umman’ın karasularını 3 mil olarak uyguladığı zamanlarda, 21 mil genişliğindeki boğazdan geçişte herhangi bir sorun çıkmıyordu. Boğazın orta kısmında geniş bir uluslararası suyolu bulunuyordu. İran’ın 1959, Umman’ın 1972 yılında karasularını 12 mile çıkarmaları ile geçişlerde sorun başladı. Boğazın uluslararası su alanı........

© Güneydoğu Ekspres