menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

KENDİNİ YİTİREN İNSAN

7 0
monday

İnsanın kendini yitirmesi, yalnızca bir kimlik karmaşası değil, bir varoluş boşluğudur. Bu boşluk, bazen çağın yüküyle, bazen bireysel bir çöküşle, bazense sistematik bir yabancılaşmayla büyür. Kendini yitiren insanla oluşan şey, çoğu zaman yalnızca bireyin çöküşüyle sınırlı kalmaz; toplumu da, kültürü de, ahlakı da içine çeken bir erimeye dönüşür. Bu denemede, insanın kendi varlığını kaybettiği noktadan itibaren oluşan durumları, etkileri ve çıkış yollarını sorgulamak istiyoruz.

Kendini yitirmek, sessiz başlayan bir süreçtir. Belki ilk kıvılcımı bir tercih anında doğar: Kendi sesini bastırmak, başkalarının sesini daha gerçek saymak. Bu bir işte, bir ilişkide, bir aile yapısında olabilir. İnsan, öz benliğine yabancılaştığında, neyi neden yaptığını unutmaya başlar. Kendi arzularıyla başkalarının beklentilerini ayırt edememeye başladığında, yön kaybı yaşar. İşte tam bu noktada, insan kendinden kopmaya, kendi haritasını kaybetmeye başlar.

Toplum, çoğu zaman bu kopuşu teşvik eder. “Başarılı ol, ama sistemin istediği şekilde. Mutlu ol, ama reklamların tarif ettiği gibi.” Bu şekilde birey, kendi özüne değil, dayatılmış bir benliğe dönüşür. Oysa insanın en temel ihtiyacı, kendisi olabilmektir. Kendini yitiren insan, önce bu ihtiyacından vazgeçer.

Kendini Yitiren İnsan Ne Yaratır?

Kendini yitiren insanla oluşan şeyin bir adı varsa, o da boşluktur. Bu boşluk sadece kişinin içinde........

© Güneydoğu Ekspres