menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İÇİ BOŞALIRKEN DIŞARIYI BEKLEYEN İNSAN Kodlara Yazılan Eksiklik

12 0
24.03.2026

Josef gözlerini kapattığında zihninde bir dünya canlanıyordu: parlak binalar, gökyüzüne uzanan cam kuleler, finansal güç simgeleri. Bir yanda politik sahnede söz sahibi olan kendisi, bir diğer yanda yatırımcıları etkilemiş, başarı grafikleri yükselen bir yazılım girişiminin kurucusu olarak ayakta duruyordu. Bu dünya ona sınırsız bir özgürlük ve zenginlik vaat ediyordu; her proje bir zafer, her söz bir etki, her karar bir güç simgesiydi.

Ama hayal bununla sınırlı değildi. Yanında hayat boyu hayal ettiği kadın ve erkek vardı; gözlerinde güven, gülümsemelerinde destek, ellerinde paylaşılmış bir yaşamın sıcaklığı… Evlerinde renkli ışıklar, balkonlarda çiçekler, sabahları birlikte kahve içiyor, akşamları sessizce birbirlerine bakıyorlardı. Bu görüntü, Josef için sadece sevgi değil, ait olmanın ve güvenle var olmanın sembolüydü.

Ve her ihtişamın yanında sade bir yaşam arzusu vardı. Güneşin ilk ışığını hissetmek, kahvesini pencere önünde yudumlamak, sokakta rüzgarın tenine değmesini hissetmek… Bu küçük, basit eylemler Josef’in gerçek yaşam ritmiydi. Saf bir niyetle, insanların ve doğanın içinde kaybolmadan var olabilmek, onun için en değerli deneyimdi. Ama tüm bunlar geride kalmış ve kaybolmuştu

Josef iyi bir yerde yaşamayı seviyordu; sadece fiziksel olarak değil, ruhsal olarak da. İnsanların iyi niyetli olduğu, çocuğun koştuğu, komşunun selam verdiği, havanın temiz ve sessiz olduğu bir mahallede yaşamak… Bu basit görüntüler, onun hayallerindeki en büyük lüks ve en sağlam güvenceydi. Güç ve para hayal edebilirdi, ama gerçek huzuru bu sade ve temiz yaşam alanlarında hissediyordu. Bunun sadece hayalden ibaret bir gerçeklik olduğunu çoktan fark etmişti.

Josef bir yazılımcıydı ve hayatı satır satır akan kodların içinde geçiyordu. Fakat onun asıl sistemi bilgisayarında değil, kendi içinde çalışıyordu ve bu sistem yıllardır fark edilmeden aynı komutu döndürüyordu: bir şey gelsin, o zaman tamam olacağım. Yazdığı her fonksiyonun arkasında görünmeyen bir sonuç vardı; bir projeyi bitirdiğinde takdir bekliyor, bir mesaj attığında cevap bekliyor, birini sevdiğinde anlaşılmayı bekliyordu. Kod yazarken bile, çalıştırdığı her programın bir gün “başarılı” bir çıktı vereceğini sanıyordu.

Fakat sistemde görünmeyen bir hata vardı ve Josef bu hatayı asla kayıtlarına düşüremiyordu. Her şey doğru çalışıyor gibi görünüyordu ama içindeki ekran kararıyordu. Dış dünya renkliydi; ekranlar mavi ve yeşil ışıklarla yanıyor, arayüzler akıyor, animasyonlar titriyordu, akan veri akışları neon gibi parlıyordu. Ama iç dünyası siyah bir terminal gibi kalıyordu, yanıp sönen tek bir imleçle: bekle…

Bürosu ise soğuk ve metalikti. Klavye tıkırtıları ve farenin tekdüze sesi arasında Josef’in yalnızlığı, camın ötesindeki şehir ışıklarının ritmiyle........

© Güneydoğu Ekspres