menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sosyal Medya ve Bilişsel Zombileşme

17 0
27.09.2026

Dikkat, en basit tanımıyla, zihnimizin sınırlı kaynaklarını tek bir uyarana veya düşünceye yöneltip gerisini geri plana itme ve bu odağı istediğimiz süre boyunca koruyabilme yetisidir. Basit gibi görünen bu tanımın ardında aslında insan zihninin neredeyse bütün diğer yetilerini besleyen bir temel yatar; hafızadan muhakemeye, öz denetimden empatiye kadar pek çok bilişsel süreç, bir biçimde bu odaklanma kapasitesine yaslanır.

İnsan zihninin en temel bu yetisi, bugün sosyal medya tarafından sessizce, adım adım elimizden alınıyor. Daha da rahatsız edici olanı, çoğumuzun bu kaybın farkında bile olmaması. Dikkatimizin parçalanması, sıradan bir alışkanlık değişikliği değil; bireysel kavrayışımızı, toplumsal eleştiri yetimizi ve sonunda siyasal özgürlüğümüzü hedef alan, sistemli ve bilinçli bir müdahale.

Bilişsel araştırmalar, zihinsel üretkenliğin doruk noktası sayılan "akış durumunu" (flow state) oldukça net parametrelerle tanımlıyor. Psikolog Mihaly Csikszentmihalyi'nin ortaya attığı ve sonraki nörobilimsel çalışmalarla da doğrulanan bu duruma ulaşmak, zihnin belirli bir süre kesintisiz kalmasını şart koşuyor; ancak bu sayede özgün bir sezgi, yaratıcı bir kırılma ya da derin bir kavrayış mümkün oluyor. Söz konusu eşik yaklaşık 20 dakika. Zihin bir problemle baş başa kaldığında, ilk 20 dakika boyunca yüzeysel katmanları teker teker soyar, nöral ağlar arasında derin bağlantılar kurar ve ancak bundan sonra nitelikli düşünce üretmeye başlar.

Oysa günümüzün tablosu ürkütücü. California Üniversitesi'nden Prof. Gloria Mark'ın dijital ekran alışkanlıkları üzerine yürüttüğü kapsamlı araştırmalara göre, 2004 yılında ortalama 2,5 dakika olan tek bir ekrana kesintisiz odaklanma süresi, bugün 47 saniyeye kadar inmiş durumda. Bir bildirime göz atmak, bir sekme değiştirmek ya da akışı yenilemek için her 47 saniyede bir zihnimizi kendi ellerimizle bölüyoruz. Sonuç olarak günümüz insanı, nitelikli düşüncenin ve derin kavrayışın başladığı o 20 dakikalık bilişsel eşiğe neredeyse hiç ulaşamıyor; zihin, nöronal düzeyde derinleşmeye zaman bulamadan, sürekli bir kesinti ve yüzeysellik döngüsüne hapsoluyor.

BİLİŞSEL ARTIK VE ALGI FELCİ

Bilişsel kapasitemizdeki bu aşınma rastlantısal bir olgu değil; deneysel olarak doğrulanmış nörolojik bir sürecin sonucu. Washington Üniversitesi'nden Prof. Sophie Leroy'un ortaya attığı "Bilişsel Artık" (attention residue) kavramı, bölünmüş bir zihnin neden derinleşemediğini çarpıcı biçimde açıklıyor: Bir işin ortasında telefonunuza veya bir bildirime yalnızca birkaç saniyeliğine göz atsanız bile, beyninizin işlemci gücünün önemli bir kısmı bıraktığınız işe hemen dönmez, az önce baktığınız uyarana takılı kalır. Zihnin bölündükten sonra tam odaklanmaya geri dönmesi ortalama 23 dakika sürüyor. Oysa her 47 saniyede bir kendi kendini bölen günümüz insanı, bu toparlanma süresine hiçbir zaman ulaşamıyor.

Texas Üniversitesi'nden Adrian Ward ve ekibinin yürüttüğü "Masadaki Telefon" çalışması ise daha da çarpıcı bir gerçeği ortaya koyuyor: kapalı ve sessiz konumdaki bir telefonun yalnızca ortamda bulunması bile zihinsel performansı düşürmeye yetiyor. Deneyde telefonlarını başka bir odaya bırakan öğrenciler, telefonunu masada -kapalı ve sessizde- tutan öğrencilere oranla belirgin biçimde daha yüksek bir çalışma belleği (working memory) kapasitesi ve akışkan zeka performansı sergiledi. Anlaşılan beyin, yanı başındaki bir dijital uyarana bakma dürtüsüne direnmek için bile arka planda ciddi bir enerji harcıyor ve bu, zihnin derinleşme potansiyelini sessizce tüketiyor.

Bu bilişsel erimenin kültürel ve estetik alandaki........

© Gazete Pencere