Katıra övgü
Geçtiğimiz hafta attan “Tarihi değiştiren hayvan” olarak söz etmiştim ama sonradan, cefakar eşeklere ve en çok da katırlara haksızlık ettiğimi fark ettim. Fakat bu yanılgı bana özgü değil; insanlık tarihinin en büyük savaşlarını ya da en uzun göçlerini anlatan destanlar hep aynı hayvanı, atı yüceltir. Oysa bu destanların çoğunda, sırtında ağır yükle en dik dağ geçitlerini, en dar patikaları ve en derin vadileri aşan hayvan katırdır.
Atın katıra karşı tek gerçek üstünlüğü hızdır; o da yalnızca düz ve sert bir arazide. Uzun, ince bacakları ve derin göğsüyle at, sanki hız için tasarlanmış bir makine gibidir. Katırda ise doğa başka bir denge kurmuştur: daha yoğun kemikler ve sıkı bir kas yapısı. Bu gövde hız değil, dayanıklılık için evrimleşmiştir. Bir at kendi ağırlığının yüzde on beş ila yirmisi kadar yük taşıyabilirken katır bu oranı rahatlıkla yüzde otuzun üzerine çıkarabilir; üstelik bunu saatlerce, dik yamaçlarda ve çamurlu geçitlerde, atın adım bile atamayacağı yerlerde sürdürür. Kaya yüzeyine çivi gibi tutunan sert toynaklarıyla, tam yüklü hâlde bile en zorlu arazide kendinden emin bir sabırla ilerler. Ve tüm bunları atın gerektirdiği günlük besinin çok azıyla başarır; günlerce yemek yemeden dayanabilir, bir avuç suyla idare edebilir. At gösterişli bir kısa mesafe koşucusudur; katırsa hiç durmayan, sızlanmayan ve enerjisi asla tükenmeyen bir maratoncu.
Katır, dişi bir atın erkek bir eşekle çiftleşmesinden doğar(1). Bu birleşimden, 32 kromozomunu attan, 31’ini eşekten almış 63 kromozomlu melez bir yavru ortaya çıkar. sağlıklı mayoz bölünmeyi neredeyse olanaksız kılar; çünkü bölünme sırasında eş çifti oluşturamayan kromozomlar sağlıklı üreme hücresi üretemez. Katırlar bu yüzden büyük çoğunlukla kısırdır.
Biyolojide “heterozis” ya da halk dilinde “melez kuvveti” olarak bilinen olgu, iki farklı türün melezinin ebeveynlerinden daha üstün nitelikler taşımasını ifade eder. Katır bu olgunun en etkileyici örneklerinden biridir. Katır, atın kas gücünü miras alırken yüksek kalori gereksinimini taşımaz; eşeğin dayanıklılığına sahip olur ama onun sınırlı taşıma kapasitesiyle yetinmez. Sonuçta ortaya çıkan melez, daha sert ve kayalık, taşlık zemine daha iyi tutunan toynakları, atınkinden verimli bir sindirim ve daha güçlü bir bağışıklık sistemiyle dünyaya gelir.
ANTİK KAYNAKLARDA KATIR
Katırın tarih sahnesine çıkışı çok eskilere gider. M.Ö. 3000’li yıllara uzanan Mezopotamya kayıtları, katırın insan eliyle üretilen en eski melez hayvanlardan biri olduğunu belgeler. Sümerler katırlara eşeğin yedi katı değer biçiyordu; onlardan sonraki Hitit tabletlerinde de katırların en kaliteli atlardan üç kat daha pahalı olduğu yazılıdır.
Sümer ve Hititlerin katıra biçtikleri olağanüstü değerin altında yatan, sıradan bir tercih değil, coğrafyanın dayattığı bir zorunluluktur. At, düzlüğün hayvanıdır: açık ovada hızlanır, ulak sistemlerinde yararlıdır, süvari saldırısında göz kamaştırır. Ama Anadolu'nun sarp sıradağları ve Mezopotamya'nın derin vadileri at için değil, katır için yaratılmış arazilerdir. Ticaret ya da göç kervanlarının aşmak zorunda olduğu bu geçitlerde hız değil, denge; güç değil, sabır; gösterişlilik değil, güvenilirliktir hayatta kalmayı belirleyen. Ve bu ölçütlerin tamamında katır attan üstündür.
Herodot, Tarih adlı eserinin birinci kitabında Babillilerin nehir taşımacılığındaki dikkat çekici lojistik becerisini anlatırken, katırların bu ticaret döngüsündeki önemli rolünü de ayrıntılı biçimde betimler. Yukarı Mezopotamya’da, Fırat kıyısında söğüt dallarından dairesel iskeletler kurulur, bunların üzeri gergin deri tulumlarla kaplanarak kelek adı verilen yuvarlak sallar inşa edilirdi. Zeminine saman serilen bu sallar çoğunlukla şarap küpleriyle yüklenirdi. Ancak Herodot’un özellikle dikkat çektiği unsur, sallarda taşınan canlı katırlardır(2).
Akıntıyla güneye, Babil’e kadar inen sallar burada parçalanır; ahşap iskelet satılır, fakat değerli deri tulumlar atılmazdı. Bunun yerine tulumlar katırların sırtına yüklenir ve hayvanlar geriye, kuzeye doğru yola çıkarılırdı. Böylece taşınan tulumlar yeni salların yapımında yeniden kullanılır, nehir taşımacılığı ile kara taşımacılığı birbirini tamamlayan kesintisiz bir ticaret döngüsüne dönüşürdü. Herodot’un anlattığı bu sistem, antik Mezopotamya’da lojistiğin ne........
