menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kemal Aydoğan: “Tiyatro hamallık demektir”

11 0
11.10.2026

Moda Sahnesi 13 yaşında. Kuruluşundan bugüne bağımsız bir tiyatroyu ayakta tutmak ancak tutkuyla mümkün. Onlar yollarından hiç sapmıyor, üstelik taviz de vermiyorlar. Oyunları benim dünyamı aydınlatıyor; ardından uzun bir baş başa kalış, sorgulama hâli geliyor tabii. Tiyatro yönetmenleri arasında Kemal Aydoğan’ın benim için yeri ayrı. Oyun Atölyesi’nden Moda Sahnesi’ne uzanan yolculuğuna eşlik etmeyi sürdürüyorum. Kemal Hoca’yla uzun bir sohbete daldık. Dertleştik, anılarda dolaştık. Oyunların üzerimizde bıraktığı etkileri konuştuk. Moda Sahnesi’nin kuruluş hikâyesini, özel tiyatroların ekonomik koşullarını ve tiyatronun seyirciyle kurduğu ilişkiyi masaya yatırdık. Aydoğan, bir tiyatroyu yaşatmanın yalnızca oyun sahnelemekten ibaret olmadığını hatırlatıyor: “Tiyatro çok meşakkatli bir süreç.” İnadına tiyatro diyen Moda Sahnesi ekibini yürekten kutluyor, daha nice yıllar diliyorum.

Sizi izlerken özellikle klasik metinleri bugünün dünyasıyla buluşturduğunuzu düşünüyorum. Tiyatroda seyircinin keyifli vakit geçirmesi sizin için ne kadar önemli?

Ben ne yaptığımı bilmiyorum diyorum ama kendimce biliyorum tabii. Tiyatronun aynı zamanda keyifli vakit geçirten bir sanat olması gerektiğini düşünüyorum. Tiyatroda seyirciyi sıkmanın bir alemi yok. Sıkılmak isteyen evinin dört duvarı arasında sıkılabilir. Bence her metin bir biçimde seyirciye ulaştırılabilir. Seyircinin ilgisini çekecek biçimde dramaturjisi yapılabilir ve seyirciyle buluşturulabilir. Sanat mekânları, sahneler, atölyeler bırakın ilçeyi her mahallede olmalı. İnsanlar yaratıcılıklarını sınamalılar. İdeal toplum bence her bireyin, her vatandaşın yaratıcılığını bu tür alanlarda sınayabilmesi demek. Söz sahibi olsaydım sanat yapılan mekanlarını çoğaltıp insanların oyun yazmasını, oynamasını, yönetmesini, sahne tasarımı yapmasını, en azından amatör seviyede kendi yaratıcılıklarını göstermesini isterdim.

Oyun Atölyesi’nden ayrılışınız nasıl oldu? Moda Sahnesi’ni kurmak üzere mi ayrıldınız?

Hayır. Biz Oyun Atölyesi’nden 2012 yılının ekim ayında ayrıldık. On bir kişi ayrıldık. İçinde oyuncular, gişecimiz, sahne tasarımcımız, yönetmen, fuaye sorumlusu, tiyatro yöneticisi gibi farklı birimlerden insanlar vardı. Bayağı büyük bir kopuştu. Aslında biz burayı kurmak üzere kopmadık, ayrılırken Moda Sahnesi fikir olarak da yoktu ortada.

Neden böyle bir kopuş yaşandı?

Artık aynı yolda yürüyemeyecektik. Birlikte iş kotarmak imkansız hale gelmişti. Ben 22 yıldır Oyun Atölye’sinde çalışıyordum. Diğer arkadaşlar arasında 6 ile 14 yıl araında çalışanlar vardı. Miadını doldurmuştu bizim için Oyun Atölyesi.

Moda Sahnesi’nin ortaya çıkışı nasıl oldu?

Moda Sahnesi aslında ayrılırken yoktu. 2012 yılında ben ve Haluk Bilginer, Moda Sahnesi’nin bulunduğu mekânı ziyarete gelmiştik. Sahipleri artık sinema olarak işletmeyeceklerini, tiyatroya dönüştürmek istediklerini söylediler. Biz de geldik, gördük, gezdik. Bu kadar yakın mesafede iki tiyatronun olmasının doğru olmadığı sonucuna vardık ve yapamayacağımızı söyledik mekanın sahibine. Sonra ekim ayında Oyun Atölyesi’nden ayrıldık.

Peki, sonra nasıl oldu da yeniden aynı mekâna döndünüz?

İşsiz kaldık. Bir süre uzun uzun denize baktık, “king”, “tavla” oynadık. Sonra sezon başladı ve “Bu yıl hiçbir şey yapmayacak mıyız?” dedik kendi kendimize. Işık tasarımcımız ve teknik sorumlumuz İrfan Varlı, Moda Sineması’nı hala kiraya vermek istiyorlar mı diye bir laf attı ortaya ve yeniden görüşmeyi önerdi. Gittik, görüştük. Mekân Kadıköy Belediyesi’ne verilmişti kültür merkezi yapılmak üzere. Sonra o anlaşma iptal edildi. Bizi çağırdılar. Kiralama koşullarında anlaşamadık. Sonra başka bir tiyatroya teklif götürdüler. Onlarla anlaşamayınca bizi yeniden çağırdılar. Böyle dört adet görüşme gerçekleştirdik. En çulsuzu bizdik. Diğerleri maddi açıdan güçlüydü. Ancak dördüncü görüşmede, 2013 yılının ocak ayı civarında, bir kez daha bizimle görüşmek istediler. Ben ilk görüşmemizde “Burayı bizden başka kimse yapamaz” demiştim. Bunu meslek hayatımıza ve deneyimimize güvenerek söylemiştim.

Moda Sahnesi’ni tamamlayıp birden fazla oyunla açtınız. Bu nasıl mümkün oldu?

Moda Sahnesi’ni dokuz ayda inşaatını tamamladık. Dokuz Ekim’de hem tiyatroyu açtık hem de birer hafta arayla oyunların prömiyerleri oldu. İlk Onur Ünsal’ın Hamlet’i oynadığı Hamlet’le başladık. Hemen arkasından 16 Ekim’de Mert Fırat’ın oynadığı Bütün Çılgınlar Sever Beni geldi. Bir de çocuk oyunu yapmıştık, Palyançolar Okulu. Üç prömiyerle başladık. Bunu böyle yapabileceğimizi bildiğim için o cümleyi kurmuştum. Tiyatro pratiği dışarıdan bakınca çok bir şey yapılmıyormuş gibi durur ama işin aslı hiç öyle değildir. Çok emek gerektiren, meşakkatli bir alandır.

On iki ortakla başladınız. Bugün ekip kaç kişi?

On iki kurucuyla başladık, şu an sekiziz.

Bir tiyatroyu yaşatmanın ekonomik yükü

Moda Sahnesi’nin kuruluşu, bir mekânı tiyatroya dönüştürmek ve ardından orayı yaşatmak anlamına da geliyor. Bu sürecin mali yükü neydi?

2013 yılında yaklaşık bir buçuk milyon avro maliyetli bir yer yaptık. Bunu üç yıl borçlanarak ödedik; çeklerle, senetlerle. On iki insan bir araya gelmiş, bir buçuk milyon........

© Gazete Pencere