“Sanat siyasetten bağımsız değil!”
Film festivallerinde basın gösterimlerinde bir araya geldiğim bir arkadaşım kendisi. Bir filmden çıktığımda, özellikle kafam karıştığında, mutlaka Şenay Aydemir’in yorumuna başvuruyorum. Çünkü farklı bakış açısı ve film okumaları zihnimi açıyor. Kültür-sanat alanında yaşanan dönüşümleri uzun süredir yakından takip ediyor; yıllara yayılan yazılarını ve araştırmalarını bir kitaba dönüştürdü.
Gazeteci, film eleştirmeni ve yazar Şenay Aydemir ile bir araya geldik. AKP döneminin kültür politikalarını odağına alan ‘AKP’nin Kültür Savaşı: İmha ve İnkâr Kıskacında Sanat’ kitabı üzerinden sanatın siyasetle kurduğu gerilimli ilişkiyi, sinemadan festivallere uzanan sansür tartışmalarını ve kültürel alanın nasıl yeniden şekillendiğini konuştuk.
Güncel bir konuyla sohbete başlayalım. 76. Berlin Film Festivali'nde Altın Ayı’yı İlker Çatak, Gümüş Ayı’yı Emin Alper kazandı. Berlin Film Festivali'nin Jüri Başkanı Wenders'in “Politikadan uzak durmalıyız” sözlerine sinemacı Emin Alper ödül konuşmasıyla çok güzel cevap verdi. Demek ki sanat siyasetten soyutlanamıyor, öyle değil mi? Ödülleri, Emin Alper’in konuşmasını ve sanatın bir politik duruş hikayesini nasıl yorumluyorsun?
Sanatın ‘politika’ ile ilişkisi çoğu zaman netameli. Yaratıcının niyeti, eserin içeriğinden ziyade bizlerin ona yükledikleriyle ‘politik’ bir anlama bürünüyor sanat çoğunlukla. Ama sanatçının politikayla ilişkisi bizim dışımızda gelişen bir durum. Sanatçının sanatına bakışımızı şekillendiren şeylerden birisi de bu aslında. Bu bakımdan Emin Alper’in hem tören öncesinde hem de tören sonrasında söyledikleri benim açımdan sürpriz değil. Herhangi bir röportajda, kamusal alandaki herhangi bir söyleşide de benzer ifadeler kullanabilirdi. Ki daha önce de bu tür açıklamalar yaptı. Bu bakımdan çekinen bir yönetmen değil zaten.
Bu açıklamaları iki türlü ele almak gerektiğini düşünüyorum. İlki açıklamaların nerede yapıldığına bakmak lazım. Berlinale, İsrail’in Gazze’deki soykırımına karşı tutumu nedeniyle son yıllarda eleştirilen ve boykot edilmesi için çağrılar yapılan bir festival. Ben kişisel olarak bu tür yapılarla ‘içeride’ mücadele etme fikrini doğru bulmuyorum, hele de dışarıda yeterince baskı kurulamamış, festival tutumundan geri adım atmamışsa. Dolayısıyla hem Emin Alper’in hem de festival süresince kürsülerde yapılan konuşmaların festivalin tutumunu değiştirip değiştirmeyeceği konusunda umutlu değilim. Hatta bu durum “Bizim resmi tutumumuz başka fikirlerin temsil edilmesinin önünde bir engel teşkil etmiyor. Bakın isteyen istediğini söylüyor, bizi ve Alman devletini özgürce eleştiriyor” denilerek festivalin artı hanesine bile yazılabilir. Ama öte yandan Emin Alper’in açıklamalarının Türkiye’de bir karşılığı olduğu gerçeğini değiştirmiyor bu. Bu tür jestlerin sembolik önemi var. Jesti yapanı beğenin ya da beğenmeyin kürsü önemli bir mecra ve orada konuşulanlar, söylenenler sizin politik beklenti ve arzularınızı karşılamasa da mağdurlar ve onlarla dayanışanlar üzerinde ciddi bir moral yaratıyor. Kürsüdeki konuşmaya dair “Bir anlamı yok” diye ahkam kesmeden önce, orada adı geçenlere sormak lazım bir anlamı var mı, yok mu? Eğer onlar için bir anlam ifade ediyorsa, ki ettiğini düşünüyorum, o zaman politik olarak da işlevli bir durum var demektir. Kerameti kendinden menkul karşı çıkışlar, kimi doğru noktalara işaret etseler bile anlamını yitiriyor bu durumda. Emin Alper’in açık biçimde kendisini iktidarın hedefi haline getirecek, ihtimal dahilindeki bazı yaptırımları da göze alarak böyle bir açıklama yapmaya cesaret etmesi, kürsüden bağımsız olarak anlamlı. Ama bu hem onu hem de filmini politik eleştiriden azade kılmıyor. Çünkü kendisini de filmini de politik bir özne olarak ortaya koydu.
“Kültür sanat politikalarına, gelişmelerine dair sıkça kalem oynatan bir gazeteciyim”
Senin kitabın aslında tam da siyaset üzerinden sanat ve kültür politikalarını mercek altına alıyor. Ama bu mercek AKP dönemini kapsıyor. Bu kitabı oluşturma fikri nasıl ortaya çıktı ve neden bu dönem?
Ben kültür sanat politikalarına, gelişmelerine dair sıkça kalem oynatan bir gazeteciyim. Dolayısıyla AKP döneminde bu alanda yaşananları yakından takip ediyorum. Bir yazar arkadaşımın teşvikiyle bu döneme dair daha geniş bir araştırma yapınca ciddi bir boşluk olduğunu fark ettim. AKP dönemini alma nedenime gelince. Bu dönemi gazeteci olarak çok yakından takip ettiğim için iyi biliyordum. İkinci olarak da önceki dönemlere dair çalışmalar vardı fakat bu dönem böyle bütünlüklü olarak hiçbir araştırmaya konu edinilmemişti. Bu da beni heyecanlandırdı açıkçası. Kitap çıktıktan sonra gelen tepkilerden de ciddi bir boşluğu doldurduğunu fark etmek beni memnun etti açıkçası.
“Savaş” tanımı aslında AKP’ye yakın entelektüellerin kullandığı, ifade ya da ima ettiği bir kavram
20 küsur yılın dökümünü yapmak nasıldı, yıllara yayıldıkça kültür bir savaşa mı dönüşmüş ki sen kitabının adını ‘Akp’nin Kültür Savaşı’ demişsin?
“Savaş” tanımı aslında AKP’ye yakın entelektüellerin kullandığı, ifade ya da ima ettiği bir kavram. Karşı tarafı itham etmek, zan altında bırakmak için kullanılan ama zamanla kendilerinin dönüştüğü bir gerçekliği işaret ediyor belli ki. Benim kullandığım anlamda........
