“Ben kariyerimi hiç değiştirmedim; sadece sahnem değişti”
Sanatın farklı disiplinlerinde uzun yıllar sahne alan Demet Tuncer, bugün uluslararası liderlik ve iletişim eğitimleriyle adından söz ettiriyor. Amerika Birleşik Devletleri'nde yaşayan ve NATO DIANA programının ilk Türk eğitmeni olan Tuncer ile oyunculuktan liderlik eğitimlerine uzanan yolculuğunu, karizmanın doğasını ve hikâye anlatıcılığının gücünü e-posta üzerinden gerçekleştirdiğimiz söyleşide konuştuk.
Sanat sahnesinden NATO DIANA programının ilk Türk eğitmeni olmaya uzanan bu yolculuk nasıl başladı?
İlk bakışta birbirinden çok farklı iki dünya gibi görünüyor. Bir tarafta tiyatro, televizyon, müzikaller… Diğer tarafta savunma teknolojileri, yapay zekâ ve NATO. Oysa ben kariyerimi hiç değiştirmedim; sadece sahnem değişti. Otuz yılı aşkın süredir yaptığım iş hep aynıydı: İnsan davranışını anlamak, dikkat toplamak, güven oluşturmak, sahnede varlık göstermek ve insanları anlattığım hikâyenin içine alarak harekete geçirmek. Oyunculuk bana empatiyi ve insan psikolojisini öğretti. Sahne, bir odanın enerjisini yönetmeyi; seslendirme, yalnızca sesimle karakterlere hayat vermeyi ve sesin ne kadar güçlü bir etki aracı olduğunu gösterdi. Uluslararası sunuculuk ise bana kültürler değişse de insanların aslında aynı şeyi aradığını öğretti: Güven, samimiyet ve anlam. Bugün NATO DIANA’da yaptığım da tam olarak buydu. Dünyanın en parlak teknolojisini geliştirebilirsiniz. Ama onu güven veren bir duruşla, güçlü bir hikâyeyle ve etkileyici bir liderlik varlığıyla aktaramıyorsanız, fikriniz hak ettiği etkiyi yaratamayabiliyor. Ben teknoloji öğretmiyorum; insanların geliştirdikleri teknolojinin en güçlü temsilcisi olmayı öğretiyorum.
“Karizmayı sadece zihin değil, beden de öğrenir”
Karşınızda sekiz ülkeden gelen çok analitik teknoloji girişimcileri vardı. O ortamda nasıl bağ kurdunuz?
Benim eğitimlerim klasik bir konferans değil. Karizma dinlenerek öğrenilecek bir konu değil; deneyimlenerek geliştirilen bir beceri. Bu yüzden normalde bir ya da iki saat olarak planlanan eğitimin iki yarım güne yayılmasını özellikle istedim. Çünkü beden dili, ses tonu, sahnedeki duruş ve liderlik varlığı ancak uygulanarak gelişir. İnsanların sahneye çıkması, benim onları gözlemlemem, geri bildirim vermem ve yeniden denemeleri gerekiyordu. Karizmayı sadece zihin değil, beden de öğrenir. Aslında eğitim ben salona girmeden başlamıştı. Katılımcıların her biri hakkında önceden çalışmıştım; hangi ülkeden geldiklerini, hangi teknoloji üzerinde çalıştıklarını ve geçmişlerini biliyordum. Salona girdiğimde herkese adıyla hitap ettim, projeleriyle ilgili küçük ama kişisel ayrıntılar paylaştım. İnsanlar şaşırdı. "Çünkü kendilerini gerçekten görülmüş hissettikleri anda aramızda doğal bir bağ oluştu." Düşünsenize; dünyanın en ileri savunma teknolojileri üzerinde çalışıyorsunuz ama yatırımcıya, jüriye ya da karar vericiye bunu istediğiniz güçte aktaramıyorsunuz. Beklediğiniz yatırımı, beklediğiniz “evet”i ya da doğru ortaklıkları alamıyorsunuz. Sonra programa, uluslararası sahne deneyimini liderlik ve iletişim eğitimine taşıyan bir Türk oyuncu geliyor ve size şunu söylüyor: “Teknolojiniz zaten güçlü. Şimdi onu aynı güçle temsil edecek lideri ortaya çıkaralım.” Benim görevim tam olarak buydu. Programın en çok değer yaratan modüllerinden biri olmasının nedeni de bence buydu.
“Olmayan bir şeyi yaratmıyoruz; var olan ama kullanılmayan bir potansiyeli yeniden çalıştırıyoruz”
Liderlik ve karizma gerçekten sonradan öğrenilebilir bir formül mü, yoksa doğuştan gelen bir kumaş mı?
Ben karizmanın hepimizle birlikte dünyaya geldiğine inanıyorum. Hepimizin kendine özgü bir manyetik çekim gücü var. Hayatın içinde yaşadıklarımız, korkularımız, eleştiriler ve toplumsal beklentiler zamanla o doğal çekim gücünün üzerini örtebiliyor. Ben eğitimlerimde insanlara yeni bir kişilik kazandırmıyorum, onlara maske takmıyorum. Tam tersine, zaten sahip oldukları karizmayı yeniden aktive etmelerine yardımcı oluyorum. “Aktive etmek” benim için önemli bir kelime. Çünkü olmayan bir şeyi yaratmıyoruz; var olan ama kullanılmayan bir potansiyeli yeniden çalıştırıyoruz. Ve bunu yaptığınızda ilginç bir şey oluyor. Siz fırsatların peşinden koşmayı bırakıyorsunuz. Çünkü geliştirdiğiniz o manyetik çekim gücü sayesinde insanlar, projeler ve fırsatlar doğal olarak size gelmeye başlıyor.
“Dönüp baktığımda aslında yıllardır öğrettiğim her şeyin tohumu orada atılmış”
Amerika’da siyasal bilgiler okurken kapınızı çalan o meşhur CIA ajanlığı teklifini kabul etseydiniz, bugün nasıl bir Demet Tuncer olurdu?
Bu soru beni hep gülümsetiyor. Çünkü insanların........
