menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sürgündeki zarafet: Neoliberal çağda narsisizm ve kabalığın yükselişi

35 0
21.06.2026

Nezaketin yani o ince ve kırılgan bağın insan ilişkilerinden yavaş yavaş çekilmesi, yalnızca bir ahlaki çöküş hikayesi değildir. Bu aynı zamanda çağımızın ekonomik ve politik ruhunun kaçınılmaz bir tezahürüdür de. İnsanın diğer insanla kurduğu bağın yerini bugün insanın diğer insanla girdiği rekabetin alması da tesadüfi bir süreç değil. Yaşantımızın her yerine sızan o vıcık vıcık, yapışkan kapitalizm ve onun son yarım yüzyıldaki en keskin formu olan neoliberalizm, sadece piyasaları değil, insan ruhunu, arzularını ve tahammül sınırlarını da yeniden inşa etmekte.

Dünyanın önde gelen sosyal kuramcılarından David Harvey, Neoliberalizmin Kısa Tarihi adlı eserinde bu dönüşümün yapısal köklerine iner. Harvey’e göre neoliberalizm, salt bir iktisadi model değil, her türlü insani eylemi piyasa mantığı içine hapseden bir politik projedir de. Bu sistemde sosyal koruyuculuğundan vazgeçen ve vatandaşın sofrasından kalkan devlet, sermaye sahiplerinin masasına oturmakta ve bireyi piyasanın acımasız dalgalarıyla tek başına yüzleşmek zorunda bırakmaktadır.

Kapitalizmin o erken dönemlerinde insan, emeğini satan bir araçken, içinde bulunduğumuz bu neoliberal çağda insan, bizzat kendisini yönetmesi, geliştirmesi ve pazarlaması gereken bir şirkete dönüşmüştür adeta. Bu kendi kendinin girişimcisi olma zorunluluğu, toplumsal dayanışmayı parçalayarak yerine derin bir bencillik eker. Harvey’in işaret ettiği özelleştirme ve metalaşma dalgası, yalnızca kamu kurumlarını değil, duyguları ve ilişkileri de metalaştırmıştır. Bugün artık herkes birbirini birer basamak veya engel olarak görmektedir. Takdir edersiniz ki böyle bir dünyada, karşılıksız bir zarafet olan nezaketin barınması da imkânsızlaşır.

KENDİNİ SÖMÜREN PERFORMANS

Tam bu noktada Byung-Chul Han’ın derinlikli sosyolojik ve felsefi teşhisleri aydınlatır yolumuzu. Çağımız insanını dışarıdan baskı gören bir köle olarak değil, gönüllü olarak kendini sömüren bir performans öznesi olarak tanımlar Han. Sürekli daha başarılı, daha sağlıklı, daha görünür ve daha mutlu olma zorunluluğu insanı kendi içine hapseder böylece.

Han'ın Ötekinin Kayboluşu ve Eros'un........

© Gazete Pencere