Suriye’de ilkeli politika nasıl olur?
Suriye’de zemin kaygan: Bir gün “entegrasyon” manşeti atılıyor, ertesi gün “teslimiyet dayatması” deniyor. Şam, ülkenin doğusuna “devlet egemenliği” adına yeniden yerleşmek istiyor. SDG bunu “silahsızlandırılıp tasfiye edilmek” olarak okuyor. Türkiye’de tartışma da hızla iç siyasete taşınıyor: “Suriye’de savaş, Türkiye’de barış isteyemezsiniz” itirazı bir yanda, “sınır güvenliği” vurgusu diğer yanda…
Böyle bir tabloda Türkiye’nin ihtiyacı, günü kurtaran refleksler değil, hem içeride hem dışarıda tutarlı, ölçülü ve hukuk zemininde duran bir çizgidir.
İlk ilke şudur: Suriye’nin birliği ile Suriye’deki Kürtlerin (ve diğer tüm toplulukların) meşru hakları birbirinin düşmanı değildir. Bugüne kadar yapılan hata, bu iki cümleyi aynı anda kuramamaktı. Ya “toprak bütünlüğü” denilerek kimlik ve yerel yönetim talepleri yok sayıldı, ya da “haklar” denilerek silahlı yapıların kalıcılaşması görmezden gelindi. Oysa Suriye bölünmeden ayakta kalacaksa, merkez “kazandım” sarhoşluğuyla bir topluluğu ezmeye kalkmayacak, Kürtler de haklarını sonsuz bir silahlı özerklik hayali üzerine inşa etmeyecek. Türkiye’nin söylemi ve diplomasisi bu iki cümleyi aynı nefeste kurabildiği gün ciddiye alınır.
İkinci ilke: Terörle mücadele sivilleri ve toplumsal dokuyu yakarak yürütülemez. Şam’ın Kürtlere yönelik adımlarını Türkiye’nin desteklediği yönündeki eleştirilerin kamuoyunda karşılık bulmasında, Türkiye’nin uzun süredir dışarıya verdiği algının payı var: ‘güvenlik’ denince askeri yöntem öne çıkıyor, ‘siyaset’ denince iç politika........
