menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Sanık sandalyesindeki avukat

27 0
27.04.2026

Ekrem İmamoğlu’nun avukatı Mehmet Pehlivan’ın savunmasını okurken insanın aklına şu soru takılıyor: Bir ülkede avukat neden yargılanır? Müvekkilini savunduğu için mi, dosyadaki açıkları gösterdiği için mi yoksa iktidarın yazdığı siyasi senaryoya hukuk diliyle itiraz ettiği için mi?

Bu soru yalnızca Mehmet Pehlivan’ı ya da Ekrem İmamoğlu dosyasını ilgilendirmiyor. İş çok daha büyük. Durum çok daha vahim. Çünkü avukatı sanık sandalyesine oturttuğunuzda, aslında savunma hakkını da sanık sandalyesine oturtmuş oluyorsunuz.

Avukatı müvekkilinin kaderine ortak ettiğinizde, yurttaşın mahkeme önündeki son güvencesini de ortadan kaldırmış olursunuz. Mesele bir kişinin tutukluluğu olmaktan çıkar, herkesin hukuk güvenliği meselesine dönüşür.

Pehlivan’ın karşı karşıya bırakıldığı resmî suçlama “suç örgütüne üyelik”. Pehlivan’ın savunmasına göre bu suçlamanın altı, büyük ölçüde avukatlık faaliyetiyle dolduruluyor: soruşturmayı takip edecek avukatları organize etmek, müvekkillerle temas kurmak, dosyadaki ifadeleri öğrenmeye çalışmak ve itirafçı beyanlarında geçen tartışmalı iddialar. Tam da bu yüzden mesele, bir avukatın kişisel dosyasını aşarak savunma hakkının kriminalize edilmesi tartışmasına dönüşüyor.

Pehlivan savunmasında, “sanık sıfatını kabul etmiyorum, burada İmamoğlu’nun avukatı olarak bulunuyorum” derken bu noktaya işaret ediyor. Bu kişisel bir itiraz değil, mesleğin varlık sebebini hatırlatan bir cümle. Avukat, iktidarın makbul gördüğü kişileri değil, savunmaya ihtiyacı olan herkesi savunur. Savunduğu kişi güçlü de olabilir, güçsüz de. Popüler de olabilir, hedef haline getirilmiş de. Hukuk devleti, savunmanın da iddia makamı kadar meşru sayıldığı yere........

© Gazete Pencere