Kitle partisi… Ama kişilikli
Batı’nın birçok ülkesinde merkez partileri giderek birbirine benziyor. Aynı ekonomik anlayışa yaslanıyor, aynı ihtiyatlı dili kullanıyor, seçmeni ürkütmemek adına nasıl bir toplum tasavvur ettiklerini söylemekten kaçınıyorlar.
Siyaset, farklı gelecek ufukları arasındaki bir tercih olmaktan çıkıp mevcut düzenin kim tarafından daha iyi yönetileceği yarışına dönüşüyor.
Sonra da seçmenin neden merkezi terk ettiğine hayret ediliyor.
Oysa seçmen, kendisine gerçek bir tercih sunulmayan yerde başka adresler arıyor. Bir yanda toplumsal öfkeyi göçmen düşmanlığına, milliyetçiliğe ve otoriterliğe dönüştüren aşırı sağ büyüyor. Öte yanda geçim, konut ve eşitsizlik sorunlarına açık, kamucu çözümler öneren sol da karşılık buluyor.
Bu iki siyasetin vaat ettiği gelecek taban tabana zıt. Biri öfkeye düşman gösteriyor, diğeri öfkenin kaynağına çözüm arıyor. Ancak ikisi de seçmene bir yön gösteriyor. Neyi değiştireceğini, ne yapacağını ve nasıl bir gelecek kurmak istediğini açıkça söylüyor.
Almanya’da iki eyalette yapılan son seçimler bu farkı çarpıcı biçimde gösterdi. Geçici resmî sonuçlara göre Mecklenburg-Vorpommern’de hoşnutsuzluğu göçmen düşmanlığıyla örgütleyen AfD birinci oldu. Berlin’de ise konut krizine, kiralara ve gelir adaletsizliğine somut çözümler öneren Sol Parti sandıktan birinci çıktı. Aynı toplumsal huzursuzluk, iki ayrı yerde iki bambaşka siyasal karşılık buldu.
Buradan çıkarılacak sonuç daha fazla radikallik değil. Partiler neyi değiştireceklerini ve bunu nasıl........
