Bir kez daha, nafaka
Gazete Pencere’deki Haziran ayı yazılarımdan birini, toplumdaki önemli tartışma başlıklarından biri olan nafakaya ayırmıştım. O yazıda toplumun yaşadığı derin demografik dönüşümü ve bu dönüşüm içinde boşanmaların aile kurumunu nasıl etkilediğini ele almıştım.
Kısaca hatırlatacak olursam, TÜİK’in 2025 verilerine göre, 15 yaş ve üzeri nüfusta (68.561.445 kişi) boşanmış kişiler bu nüfusun yüzde 5.2’sini oluşturuyor. Bundan 10 yıl önce, 2015’te bu oran yüzde 3.5 olarak açıklanmıştı.
Kadınların eğitim ve iş gücüne katılımındaki artış, toplumdaki bireyselleşme eğiliminin yaygınlaşması, aile kurmanın tek yetişkinlik modeli olmaktan çıkması, evlilik kurumuna atfedilen değerlerdeki aşınma ve ekonomik krizler gibi etkenler Türkiye’deki aile yapısını radikal biçimde dönüştürüyor. Bunun sonucunda da boşanma vakaları yıllar içinde artarken, evlilik yaşı da her geçen yıl yükseliyor.
Boşanma ve bununla bağlantılı olarak nafaka, bugün kadınlarla erkekler arasındaki en önemli tartışma konularından biri, hatta eril öfkenin en önemli kaynaklarından biri. Evet, bugün erkeklerin boşanmak isteyen ve bunun bir uzantısı olarak nafaka talep eden kadınlara yönelik derin bir öfke duyduklarını biliyoruz. Üstelik erkeklerin bir bölümü bu öfkeyi şiddete, şiddeti cinayete dönüştürmekte hiçbir çekince duymuyor.
Bu toplumsal olgu, yani boşanma aşamasındaki kadınların ölümcül şiddet riskine maruz kalması, sadece bu toprakların değil erkek egemen tüm toplumların gerçeği. “Ayrılık şiddeti” kavramıyla özetlenebilecek bu durumun arkasındaki öfke, kadın haklarındaki kazanımlar karşısında........
