menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Trump’ın “Kara Düzen”ini Anlamak

36 0
18.01.2026

Donald Trump’ı anlamanın en kolay yolu, onu bir “istisna”, bir “deli”, bir “Amerikan anomalisi” gibi okumaktır. Ne var ki bu okuma rahatlatıcı olduğu kadar yanıltıcıdır. Çünkü böyle yaptığınızda, yaşananları bir kişinin karakterine, hezeyanlarına, kibrine ve dil sürçmelerine bağlar, sistemin ürettiği zorunlulukları görmezden gelebilirsiniz.

Oysa nasıl Alman faşizmi Hitler gibi bir figürün sıra dışı sapkınlıklarının basit bir sonucu değilse, Trump dönemi de aynı mantıkla okunmalıdır. Nasıl Alman faşizmi kapitalizmin geldiği aşamanın, krizlerinin ve emperyalist rekabetin zorladığı bir siyasal biçim olarak belirip dünyayı İkinci Dünya Savaşı’na sürüklediyse, Trump dönemi de emperyalizmin yeni bir aşamasına işaret etmektedir. Yani mesele, bir “kötü adam” anlatısından çok daha fazlasıdır.

ABD’nin Trump’la birlikte daha çıplak görünen çizgisi, aslında daha derinde işleyen bir hegemonya krizinin dışavurumudur. Dolar sistemi, çipler ve yapay zekâ altyapısı başta olmak üzere teknoloji ekosistemleri ve tedarik zincirleri (kritik madenler, enerji, lojistik hatlar) üzerinden yürüyen bir “jeoekonomik” savaş yeni döneme damga vuruyor. Tam da bu nedenle emperyalizmin araç seti dönüşüyor: Klasik işgal ve uzun süreli askeri tahakküm her zaman en verimli seçenek değil. Bunun yerine daha “modüler” ve düşük maliyetli görünen yaptırımlar, teknoloji ambargoları, finansal kuşatma, lojistik boğazların kontrolü ve vekâlet savaşları öne çıkıyor. Böylece güç, doğrudan toprak işgalinden ziyade, devletlerin ekonomik kapasitelerine müdahale eden ve onları küresel ağlardan dışlayabilen bir baskı mimarisi olarak yeniden örgütleniyor.

Bu yeni düzeni, kapitalizmin güncel kriz rejiminin siyasal üstyapıda ürettiği yeni bir faşizan form olarak değerlendirebiliriz: kurumsal denge-denetimin aşınması, hukukun araçsallaşması, kamusal alandaki tartışmanın düşmanlaştırılması, göçmenlerin ve azınlıkların günah keçisi yapılması, yoksulluğun ve güvencesizliğin güvenlikçi dil ile yönetilmesi, “hakikat”in yerini propaganda ve performansın alması. Trump bu düzenin kurucusu değil, en çıplak, en kaba, en teşhir edici yüzüdür. Piyasa mekanizmasıyla çözülemeyen, meşruiyet üretilemeyen, rıza devşirilemeyen yerde zor devreye giriyor; çoğu zaman da “hukuk”, “güvenlik”, “uyuşturucu ile savaş”, “terörle mücadele” gibi ambalajlarla sunuluyor.

Küresel kapitalizm uzun süredir bir “meşruiyet krizi” yaşıyor. 2008 sonrası dönemde derinleşen eşitsizlikler, üretken olmayan finansallaşmanın ağırlığı, ücretlerin........

© Gazete Pencere