menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Korku toplumu, haysiyet siyaseti

31 0
26.04.2026

Bugün Türkiye toplumunu anlamak için yalnızca neye inandığına, kimi desteklediğine ya da hangi değerlere sahip çıktığına bakmak yetmiyor. Neden korktuğuna, hangi ihtimaller karşısında suskunlaştığına, hangi belirsizlikler karşısında kaygılandığına bakmadan bu toplumu anlamak mümkün görünmüyor. Siyasal hayat yalnızca fikirlerle değil, duygularla da kurulur. Korku, kaygı, güvensizlik, tehdit algısı ve korunma ihtiyacı, çoğu zaman açıkça dile getirilen ideolojik tercihlerden daha belirleyici olabilir.

Korku toplumu dediğimiz şey, yalnızca yurttaşların açık baskı altında yaşadığı bir düzen değildir. Elbette baskı, yaptırım, cezalandırılma ihtimali ve dışlanma korkusu bu düzenin parçalarıdır. Ama korku toplumunun asıl etkisi, insanların kendi davranışlarını önceden denetlemeye başlamasında görülür. Konuşmamak, harekete geçmemek, karşı çıkmamak… İtiraz etmeden önce bedelini hesaplar hale gelmek. Bir süre sonra dışarıdan gelen yasaklamaya gerek kalmaksızın, içeride işleyen bir oto-sansürün belirleyici hale gelmesi.

Sadece korku değil, kaygı da günümüz toplumlarındaki hakim zihniyetin şekillenişinde belirleyici bir etkendir. Korku ile kaygı birbirinden farklı ama birbirini tamamlayacak şekilde işler. Korku çoğu zaman belirli bir nesneye, kişiye ya da tehdide yöneliktir. İnsan bir kurumdan, bir karardan, bir olaydan, bir yaptırımdan korkar. Kaygı ise daha dağınıktır. Belirli bir tehditten ziyade, belirsizlikten beslenir. Korku “başıma ne gelir?” sorusunu sorduruyorsa, kaygı “yarın nasıl bir dünyada yaşayacağım?” duygusunu büyütür. Korku insanı belli davranışlardan alıkoyar, kaygı ise hayatın tamamını daraltan bir etki yaratabilir. İnsanlar yalnızca yaşadıklarından değil, yaşanabileceklerden de korkar. Henüz gerçekleşmemiş felaketler, olası krizler, muhtemel tehditler zihinsel arka plana yerleşir. Böylece korku kaygıya, kaygı da bir toplumsal iklime dönüşür.

Korku belirli bir olaya bağlanabilir, kaygı ise olayları birbirine bağlayan görünmez bağ gibi çalışır. Okul saldırısı, kadın cinayeti, gözaltı haberleri, savaş ihtimali, ekonomik belirsizlik, sosyal medyada hedef gösterilme korkusu birbirinden ayrı başlıklar gibi görünse de aynı duygusal iklimin parçaları haline gelir.

Günümüz Türkiye’sinde yurttaş, çoğu zaman bu korku ve kaygının kesişiminde yaşıyor. Bir yandan somut risklerden çekinirken, diğer yandan geleceğe dair genel bir güvensizlik hissi taşıyoruz. Ekonomik durumun, toplumsal........

© Gazete Pencere