Kazanma sanatı mı, tiyatro mu?
Bazen tiyatro izleyicisi gibi sonu belli bir oyunu heyecanla izlediğimiz duygusu çöküyor. Yirmi küsur yıldır her seçim öncesinde “Bu defa oluyor galiba…” diyerek televizyon başına oturup gün bitmeden ekranlara yansıyan sonuçların hüznü ile uykuya dalıyoruz. En deneyimlisinden en acemisine, en taraflısından en objektifine kadar çok sayıda siyaset analistinin Tayyip Erdoğan’ın kaybedeceği yönündeki tahminleri boşa çıkıyor. Birilerinin kaygıyla dile getirdiği seçimsizleşme süreci bir şekilde hayata geçirildi de yeni yeni mi farkına varıyoruz?
İlk yıllarında ülkenin alışık olmadığı bir siyasi gayrete ve hizmete, biraz da kriz sonrası siyasi boşluğa bağlı bir başarı söz konusu idi. Tabii bir de siyaseti meslek olarak icra eden, öncesi olmayan, sanki doğduğu günden itibaren hususi olarak bunun için hazırlanmış bir lider profili karşımızdaydı. Ne bürokrat kökenliydi, ne iş adamı. Övülecek bir mazisi olmadığı gibi ucundan yakalanıp eleştirilecek bir hikayesi de yoktu. Sanki bölünmüş oyların eseri olan Belediye Başkanlığı kariyeri başladığında doğmuştu ve o günden sonra hiç kaybetmedi.
Son yıllara kadar basiretsiz bir muhalefet ile yarıştı. Kendi hünerleri ortada iken muhalefetin yetersizlikleri üstüne iletişim kurdu ve iktidar süresi boyunca deyim yerinde ise bununla alay etti. Seçmen kütüğünün olduğu ilde oy vermeyi beceremeyen bir muhalefet lideri, siyaseten tepe tepe kullanacağı, muhteşem üslubu ve eşsiz hitabeti ile toplumu da peşine takacağı müthiş bir malzeme idi. Toplum, iktidar imkânları ile........
