Yemen: Yüz yıl sonra yeniden gündemde
Birinci Dünya Savaşı sırasında Yemen’de Osmanlı askerlerinin yaşadıkları, Anadolu’da günümüzde de hüzünle söylenen ağıtlara yansıdı:
“Burası Muş’tur,Yolu yokuştur,Giden gelmiyor,Acep ne iştir?”
Türkünün benzerlerini yüzlerce yıl sonra Osmanlı’dan ayrılan, Rumeli’de de dinlemek mümkün. Seslendirilen acılar, bölgelere göre pek değişmiyor. 1.Dünya Savaşı’nın bedeli; uzak coğrafyalara gönderilen, yüzbinlerin can kaybıyla ödendi. Savaşın kazananı olmuyor.
Bölge ile Osmanlı ilişkilerinin ayrıntılarına girmeden önce, son günlerde Türkiye’nin gündemindeki farklı bir konuya değinmek gerekecek.
Kamuoyu, benzerine rastlanması hayli güç bir fon yolsuzluğuna odaklandı. Büyük tutarlara ulaşan kaynak kaybı, Türkiye’yi yeni bir ekonomik krize sürükleyebilir. Güçlü ekonomileri bile sarsabilecek ölçekte bir sorunla karşı karşıyayız.
Ancak sorunlarımız; uygulanan yanlış ekonomi poltikasıyla sınırlı değil. Ortadoğu’da ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla yükselen gerilim, Hürmüz Boğazı’nı ve Babülmendep geçişini potansiyel çatışma alanlarına dönüştürdü.
Körfez’deki deniz ulaşımının aksaması, Suudi Arabistan’ın enerji ihracatından, dünya ticaretine kadar uzanan geniş bir alanda ciddi sonuçlar doğurabilir. Bölgedeki gelişmeler, daha büyük bir savaşın habercisi olabilir mi? Henüz bilinmiyor.
Buna karşılık, Türkiye’nin bu yeni jeopolitik tablodaki konumu siyaset kurumu dahil kamuoyunda yeterince tartışılmadı.
Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan arasında imzalandığı belirtilen, Mekke Anlaşması çerçevesinde Türkiye’nin bölgeye askerî personel veya donanım gönderme olasılığı gündemde. İş birliğinin gerekçesi, Suudi Arabistan’ın saldırılara karşı korunması olarak açıklandı. Anlaşmanın kapsamı, tarafların yükümlülükleri ve Türkiye’nin üstlenebileceği rol konusunda kamuoyu bilgilendirilmedi.
Geçmişte yaşanan gelişmelere kısa bir bakış, Ortadoğu’da açıklanan gerekçeler ile stratejik hedeflerin her zaman örtüşmediğini göstermeye yetiyor.
MEZHEP ÇATIŞMASI MI, TİCARET YOLLARININ DENETİMİ Mİ?
Yemen’de Suudi Arabistan’ın desteklediği merkezî yönetim ile İran’ın desteklediği Husiler arasındaki çatışma, çoğu zaman Sünni-Şii ayrılığı üzerinden açıklanıyor. Oysa bu yaklaşım, bölgedeki mücadelenin tarihsel ve ekonomik boyutlarının görünmesini engelliyor.
Husilerin önemli bir bölümü, Şiiliğin Zeydiyye koluna mensup. Ancak Yemen’deki çatışmaları yalnızca mezhep farklılıklarına indirgemek, yerel iktidar mücadelelerini, bölgesel........
