menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Öğretmenlerin sesine kulak vermeden eğitimin sorunlarını çözemeyiz

21 0
27.06.2026

Ankara'da artık ne yazık ki kimseyi şaşırtmayan görüntüler yaşanıyor. Hakkını arayan işçilerin, emeklilerin, öğrencilerin, kadınların ve vatandaşların karşısına çıkan orantısız şiddet bu kez öğretmenlerin karşısına çıktı.

Yaşadıkları sorunları anlatmak ve taleplerini duyurmak için bir araya gelen özel okul öğretmenleri sert polis müdahalesiyle karşılaştı. Sendika yöneticileri ve öğretmenler ters kelepçeyle gözaltına alındı. Ardından öğretmenler açlık grevine başladı ve günlerdir seslerini duyurmaya çalışıyor. İktidar ise bu çağrıya kulak vermek yerine hak arayan öğretmenlere gazla, gözaltıyla ve baskıyla karşılık veriyor. Şimdi de NATO Zirvesi gerekçe gösterilerek seslerinin duyulması engellenmek isteniyor.

Oysa özel sektör öğretmenlerinin taban maaş talebi de, mülakat mağduru öğretmenlerin adalet talebi de karşılanamayacak talepler değil. Bunlar, eğitim sisteminin içinde yıllardır biriken sorunların görünür hale gelmiş hâli.

Ancak yaşananlara yalnızca bir protesto eylemi ya da sendikal hak arayışı olarak bakarsak asıl meseleyi kaçırmış oluruz. Çünkü bugün karşımızda duran sorun yalnızca öğretmenlerin çalışma koşulları değil. Asıl sorun, öğretmenlik mesleğinin giderek değersizleştirilmesi ve eğitimin piyasa koşullarına terk edilmesidir.

Bugün özel okul öğretmenlerinin yaşadığı sorunları konuşurken yalnızca bir çalışan grubunun özlük haklarından söz etmiyoruz. Aynı zamanda çocuklarımızın aldığı eğitimin niteliğini, eğitim sistemimizin geleceğini ve kamusal bir hak olması gereken eğitimin hangi noktaya sürüklendiğini de konuşuyoruz.

Bir ülkenin eğitim sistemini anlamak için bazen müfredatına, sınavlarına ya da okul binalarına bakmak gerekir. Ancak çoğu zaman daha temel bir ölçü vardır: Öğretmenlerine tanıdığı saygınlık ve güvencedir.

Çünkü öğretmenin değeri, aslında eğitime verilen değerin en açık göstergesidir.

Türkiye'de son yirmi yılda özel öğretim kurumlarının sayısında dikkat çekici bir artış yaşandı. İktidarın göreve geldiği 2002 yılında anaokulundan liseye kadar tüm kademelerde yaklaşık bin üç yüz özel okul bulunurken bugün bu sayı on dört bini aşmış durumda. Milyonlarca öğrenci eğitim hayatını özel okullarda sürdürüyor. Devletin omuzlarındaki yükün önemli bir kısmını özel öğretim kurumları üstleniyor.

Bu durumun eğitim sistemi açısından önemli bir katkı sağladığı açık. Devlet, bugün özel okullarda öğrenim gören yüz binlerce öğrencinin eğitimini doğrudan kendi bünyesinde vermek zorunda kalsaydı çok daha büyük bir altyapı ve bütçe ihtiyacıyla karşı karşıya kalacaktı.

Ancak bu büyümenin gölgesinde kalan başka bir gerçek var.

Özel öğretim sisteminin büyümesiyle birlikte özel okul öğretmenlerinin çalışma koşulları giderek ağırlaştı, ekonomik güvenceleri zayıfladı ve mesleki itibarları önemli ölçüde aşındı.

Aslında bugünkü tablonun ortaya çıkmasında önemli bir kırılma noktası bulunuyor. Uzun yıllar boyunca yürürlükte kalan düzenleme gereği özel okul öğretmenlerinin maaşları, devlet okullarında görev yapan emsal........

© Gazete Pencere