menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

İnsan neden insan yer?

50 0
27.09.2026

Müsaadenizle sizi yiyebilir miyim?

Yamyamlık fikri neden tüylerimizi ürpertir? Katilin, öldürmekle yetinmeyip kurbanını yemeye karar vermesi, sadece sınırın aşılması yüzünden ürkütmez bizi, insan bedeninin bir diğerinin açlığına dönüşmesi düşüncesidir korkunç olan. Belki de bu yüzden yamyamlık, tarih boyunca yalnızca bir suç ya da sapkınlık olarak değil, insanın insana karşı duyduğu korkunun en karanlık biçimlerinden biri olarak karşımıza çıkar. Bu ve bir sonraki haftanın “tekinsiz” yazısı, bir cinayet dosyasında, bir delinin günlüğünde ve bir edebi canavarın sofrasında insan etinin izini sürüyor.

Yamyamlık yani kannibalizm, daha az ürpertici ve daha bilimsel adıyla antropofaji, diğer insanların eti veya iç organlarını yiyerek beslenen insan davranışı olarak tanımlanır. Yazı boyunca bu eylemi yamyamlık olarak kullanacağım, nedense bu sözcüğün doğasına içkin olduğunu hissediyorum. Yine de sözcüğün etimolojisine kısaca bakalım.

Yamyamlık, bin yıllardır Batı’nın tarihe dair hayal gücünde önemli bir yer tutuyor. M.Ö. 5. yüzyılda yaşamış olan tarihçi Heredot, Yunan etkisindeki dünyanın uzak köşelerinde görülen insan yeme davranışına geniş yer ayırmış. Klasik Akdeniz kaynaklarında tipik “insan yiyen” figürü, neredeyse her zaman İskitler gibi “medeni” dünyanın sınırlarında yaşayan halklardan biri olarak tasvir edilmiş. Sözde “vahşiler” arasında insan yeme eyleminin varlığına duyulan bu ilgi, Heredot'tan Kristof Kolomb'a kadar uzanan süreçteki en istikrarlı temalardan biri.

Yamyamlık yani “Cannibalism”in kökeninin Kristof Kolomb’un 16. yüzyılda Karayip Adaları’na yaptığı ziyaretlerle ilgili olduğu düşünülüyor. Sözcük, Kolomb'un Karayipler'deki yerli halklardan “Carib” olarak söz ederken kullandığı “Caniba” biçimiyle ilişkilendiriliyor. Ziyareti sonrası kaşif, İspanya Kraliçesi’ne izlenimlerini aktarırken, yerli halkın çok arkadaş canlısı ve huzurlu olduğundan bahsediyor. Ama bir sorun var. Halk, suçluları pişirip yiyor. Bunu duyan kraliçe çok sinirleniyor ve insan eti yiyenlerin tutuklanmasına dair bir yasa çıkarıyor. Daha sonra bu ad, Avrupalıların o halklara atfettiği insan eti yeme iddiaları nedeniyle genel olarak “insan yiyen” anlamına dönüşüyor.

Bir de pek güzel bir yanlış etimolojik bağlantı var. Dönemin bazı Avrupalı yazarları, sözcüğün Latince “köpek” yani “canis” ile ilişkili olduğunu düşünüyorlar. Ancak sonrasında bu bağlantının rastlantı olduğu anlaşılıyor.

Kısacası “yamyam” (cannibal) sözcüğü, ancak Avrupalıların Amerika kıtasına ayak basmasıyla ortaya çıkmış görünüyor. İnsan yeme eylemi —ya da en azından buna dair yazılı anlatılar— bin yıllardır var olsa da "yamyam" kavramı gerçek anlamda ancak 1492'de doğmuş. Avrupa imparatorlukları sonraki beş yüzyıl boyunca Amerika'nın yerli halklarını fethedip köleleştirirken, onları din değiştirmeye zorlarken ve öldürürken, yamyamlık söylemi de önemini korumuş.

Burada ortaya birkaç soru bırakıp esas konumuza dönelim.

Yamyamlık, zulüm ve fetih için nasıl bir gerekçe olarak kullanılıyordu? Ya da tam tersi, insan eti yeme eyleminin kendisi, başkaları üzerinde kontrol sağlamak amacıyla nasıl bir taktik olarak kullanılıyordu? Sömürgeciler, boyunduruk altına almak istedikleri halkların “vahşi” uygulamalarına neden obsesif bir ilgi duyuyorlardı?

YAMYAM DEDİĞİMİZ KİŞİ KİM?

Bu soruların yanıtını ararken, yamyamlığın yalnızca insan eti yemekle ilgili olmadığını düşünmemiz gerekiyor sanki. Yamyamlık,........

© Gazete Pencere