Gözlerini cebinde taşıyan bir filozof: Jeremy Bentham ve Auto – Icon’u
University College London (UCL) Öğrenim Merkezi’nin zemin katında, içinde ziyaretçilerin merak ve şaşkınlık kaynağı olan bir figürün yer aldığı cam bir vitrin bulunuyor. Vitrin, 18. yüzyılın önemli filozofu, hukuk ve sosyal reformcusu Jeremy Bentham’ın iskeletini ve balmumundan yapılmış kafasını koruyor. Bentham, 6 Haziran 1832’de ölmeden iki yıl kadar önce hazırladığı vasiyetinde, bedeninin bu şekilde korunmasını istemiş ve onu UCL’a bırakmış. Filozofun ve ondan kalan bu tuhaf kalıntının, cam vitrinin içine girebilmesi biraz zaman almış, uzun yıllar boyunca Wilkins Binası’nın Güney Manastırı’ndaki ahşap bir dolapta sergilenmiş.
Bentham’ın vasiyeti elbette alışkın olduğumuz türden değil, metinde malını mülkünü paylaştırmak yerine, ölü bedenine ne yapılması istediğini detaylarıyla anlatmış.
“Tekinsiz” bir vasiyet
Bentham’ın ruh halini ve bu tuhaf istekle neyi amaçladığını anlamak için “ürpertici” vasiyetin tam metnine bakmalıyız.
“Bedenimi, aşağıda belirtilen şekilde elden çıkarılması için sevgili dostum Dr. Southwood Smith’e veriyorum ve hayatım sona erdiğinde, vasiyetimi yerine getirecek kişi veya bu belgenin içeriğini okuyan herhangi başka bir kişinin, Dr. Southwood Smith’e ölümüm hakkında bilgi içeren bir mektup göndermesini ve bedenimin bulunduğu yere gitmesini, uygun deneylerle hiçbir yaşam belirtisi kalmadığını tespit ettikten sonra bedenimi himayesine almasını ve bedenimin çeşitli kısımlarını bu vasiyette ekli ve en üstüne “Auto – Icon” yazdığım belgede belirtilen şekilde elden çıkarılması ve korunması için gerekli ve uygun önlemleri almasını rica ediyorum.
İskeleti, tüm figürün, yazarken düşünceli olduğum pozisyonda, hayattayken genellikle oturduğum bir sandalyeye oturacak şekilde bir araya getirilmesini istiyorum. Bu şekilde giydirilmiş beden, ilerleyen yıllarımda taşıdığım sandalye ve asa ile birlikte, onun sorumluluğunu üstlenecek ve tüm bu düzenek için uygun bir kutu ya da kasa hazırlatacak ve üzerine yapıştırılacak bir plakaya ve ayrıca vücudumun yumuşak kısımlarının preparatlarının konulacağı cam kutuların etiketlerine, örneğin şarap sürahilerinde kullanılan yönteme benzer şekilde, ismimin tam halini kazıtacak.
Ölüm günümden sonra, eğer dostlarım ve müritlerim yılın bir veya birkaç gününde, en büyük mutluluk sisteminin, ahlakın ve yasaların kurucusunu anmak amacıyla bir araya gelmeye karar verirlerse, vasiyetimi yerine getirecek kişi, söz konusu kutuyu veya sandığı, odada bulunanlarla birlikte, bir araya geldikleri odaya zaman zaman taşıtacak ve topluluğun uygun gördüğü bir yere yerleştirecektir.”
Tanıklar, 13 Haziran 1832’de hem vasiyetnamenin hem de ona ekli belgenin gerçekliğini usulüne uygun olarak doğrularlar. Bentham, 6 Haziran’da ölmüştür. Üç gün sonra Dr. Southwood Smith, dostunun talimatlarını yerine getirerek, Webb Street Anatomi ve Tıp Okulu’nda cesetin önünde bir konuşma yapar. Basılı konuşma 73 sayfalık bir broşür oluşturur ve kapağında ölü bir adamın masa üzerinde yattığı ve vücudunun kısmen bir çarşafla örtülü olduğu gösterilir.
Olayın öyküsü orada bulunanların birkaçı tarafından aktarılmıştır. Konuşma sırasında karanlığın içinde şimşekler çakarken, Dr. Southwood Smith açık ve tereddütsüz bir sesle, ancak kendisinden önce ölen filozofunki kadar beyaz bir yüzle konferansı tamamlar. Konuşmasının içeriğini, ölüm sonrası vasiyete uygun şekilde cesedin hazırlanmasının teknik ayrıntıları oluşturur.
Bu tuhaf vasiyet, Bentham’ın ruh haline dair bazı işaretler de taşıyor. İnsanın kendine “Mutluluk sisteminin ve ahlakın kurucusu” demesi, dostlarını ya da öğrencilerini “Müritlerim” olarak değerlendirmesi, narsisistik bir ruh halini aklımıza getiriyor.
Bentham, bir cesedin iki yönlü kullanım değeri olduğunu düşünüyordu: Geçici (anatomik ve diseksiyonel) ve kalıcı (koruyucu veya heykelsel).
Yeni Zelanda Maorilerinin cesetleri korumak için uyguladıkları kurutma işlemi, Bentham’ı kafasının kurutulup korunmasını emretmeye teşvik etmişti. Yaşamı boyunca evindeki fırında deneyler yaptı. İskeleti yeniden birleştirilecek, tamamen giydirilecek ve cam bir vitrinde sergilenecekti. Bu yeniden oluşturulmuş varlığa “Auto – Icon” veya “Öz İmaj” adını verdi. Bu tuhaf adam, ölmeden önceki 20 yıl boyunca cebinde kurutulmuş kafasını tamamlayacak cam göz küreleri taşıdı.
Bentham, başlangıçta başının Auto – Icon’un bir parçası olmasını amaçlamıştı. Ne yazık ki, onu gelecek nesiller için saklama zamanı geldiğinde kurutma işlemi feci şekilde ters gitti. Baş, renginin ve yüz ifadesinin neredeyse........
