menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

MASKENİN ALTINDAKİ SEN

15 0
06.10.2026

İnsan, toplum içinde var olabilmek için kendisinin her halini göstermez. Nerede nasıl davranacağını bilir, hangi duygusunu göstereceğini seçer, hangi tarafını geri planda tutacağını öğrenir. Çocukluktan itibaren bunun eğitimini alırız. Beğenilmek, kabul edilmek, dışlanmamak ve ait olmak için kendimizin bazı parçalarını öne çıkarırken bazılarını sessizliğe bırakırız.

Carl Gustav Jung’un “persona” kavramı, insanın toplum karşısında taşıdığı bu sosyal yüzü anlatır. Persona, hayatın içinde bize çeşitli roller kazandırır. Çalışan, anne, baba, eş, yönetici, arkadaş, evlat… Her rol, bizden farklı bir tutum bekler.

Bu yüzlerin varlığı sorun ddeğildir Asıl mesele, zamanla taktığımız yüzün kendimiz olduğuna inanmaya başlamamızdır. Çünkü toplum bize yalnızca nasıl davranacağımızı öğretmez, hangi özelliklerimizin kabul edilebilir olduğunu da öğretir: Uslu çocuk makbuldür. Sakin insan olgundur. Başarılı insan değerlidir. Güçlü insan takdir edilir. Fedakâr insan sevilir. Öfkeli olmak ayıptır. Kıskanmak kötüdür. Zayıflık göstermek hoş karşılanmaz....

Böylece insan, kendisinin bazı taraflarını daha çok sahiplenirken bazılarını yavaş yavaş hayatının dışına iter. İşte bu aşamada Jung’un “gölge” kavramı devreye girer.

Gölge, yalnızca kötü ya da karanlık özelliklerimiz değildir. Bize öğretilen “olmamız gereken kişi” ile uyuşmadığı için bastırdığımız, kabul etmekte zorlandığımız parçalarımızdır. Bazen öfkemizdir.........

© Gazete İpekyol