YALNIZLIK ASOSYAL BİR HASTALIK MI?
Yaş aldıkça başını alıp gitmek mecali bile bulamayınca insan, kendine sığınmaktan başka yol da bulamıyor. Daldıkça derinlere, kalabalıklar içinde gereksiz koşuşturduğunu da fark ediyor. Farkına varmanın bir ıstırap olduğunu da yalnız kaldığında daha çok hissediyor.
Muhatap olduğu kadar, dert edindiği yaşanmışlıklar da daha çok batıyor insana. Üç kuruş için atmadığı takla kalmayanın neden böyle yaptığını dert ediyorsun mesela. Yahut hak yemekten yüzü tabaklanmış olana haksızlık yaptığını söylediğin halde bunu fark etmemesini, fark ettiğin ıstırap.
Helal etmesen yazık, etsen de yediğin kazık arasında gidip gelmenin sancısı da ayrı bir dert olarak kalıyor içinde. Güveni ve samimiyeti küçük şeyler uğruna heba eden insanın, insanlığını sorguluyorsun mesela. Bir muhasebedir içinden çıkılmaz, bir dert matematiğidir kalıyor kafanın içinde, duvarlarına çarparak.
Toplumsal bir varlık olarak varoluşsal kaygısını, ‘birlikte’, ‘beraber’ olmanın verdiği keyifle gideren insan, nihayetinde yalnız kalıp gerçeklerle yüzleşmeye cesaret edemeyince daha çok dönüşmek gereği hissediyor toplum içinde.
Güven ve emanetin hiç sayılıp asgari değerlerin piç edildiği bir dünya mirası içinde parçalanmış insanlıkla baş başa........
