ESKİ ÇAMLAR BARDAK OLDU
Hem kısa, hem ironik, hem de içinde koskoca bir hikâye taşır. Ne var ki bizim hikâyemizde çamlar bardak olmadan önce kuruyor, devriliyor, susuzluktan kavruluyor.
Eskiden çam ağacından kereste yapılır, geriye kalan parçalar da ziyan edilmez, bardak olurmuş.
Neden meşe değil, dişbudak değil, zeytin değil de ille de çam?
Çünkü çam, bol bulunan ve dolayısıyla ucuz kereste sağlayan ağaçlardan biriymiş.
Ama burada insanın aklına başka bir soru geliyor:
Çam neden bu kadar kolay telef oluyor?
Hani bir deyimimiz de vardır:
Boşuna söylenmiş olmasa gerek!
Çam, iğne yapraklı bir ağaçtır. İğne yapraklıların önemli bir bölümü soğuk iklimlere uyum sağlamış türlerdir. Kuzeyin uzun kışlarına, karına, ayazına göre biçimlenmiş bir hayatları vardır.
Güneşin kıt olduğu coğrafyalarda yapraklarını dökmeyip yıl boyunca fotosentez yapabilmek, onlar için büyük bir avantajdır.
Ama siz bu ağacı alıp sıcak ve kurak bir iklime getirirseniz...
Sonra da susuzluğun üzerine bir de küresel ısınmayı koyarsanız...
Ağaç daha yaşını başını alamadan sararıyor, kuruyor, sonra da ilk sert rüzgârda devriliyor.
Bahçelerde görüyoruz.
Refüjlerde görüyoruz.
Yol kenarlarında görüyoruz.
Ve hâlâ çam dikmeye devam ediyoruz.
Üstelik bunu, sanki tabiatın başka hiçbir seçeneği yokmuş gibi yapıyoruz.
Ben bu çamların bölgemizde biraz da “buzul çağından kalma hatıralar” olduğuna........
