GİZEMİN ESTETİĞİ
“Bir kadın gücünü ve cazibesini teşhirinden ziyade gizeminden alır.” der E. M. Forster.
Aslında bu yalnızca kadınlar için değil, insanın bütünü için geçerli bir hakikattir. İnsan, kendini bütünüyle ortaya döktüğü ölçüde değil; kendine ait olanı koruyabildiği ölçüde derinleşir. Belki de yaşadığımız çağın büyüsünü yitirmesinin en önemli sebeplerinden biri, her şeyin sınırsızca görünür hâle gelmesidir.
Bugün insanlar hayatlarının neredeyse her anını sergiliyor. Sevinçlerini, hüzünlerini, öfkelerini, başarılarını, hayal kırıklıklarını ve hatta en mahrem duygularını bile görünür kılmayı doğal karşılıyor. Üstelik bunu çoğu zaman onay görmek, kabul edilmek ve varlığını ispat etmek için yapıyor. Oysa bir şey sürekli ispat edilmek zorunda kalıyorsa, hakikati henüz yeterince görülmemiş demektir.
Her şeyi herkesin önüne sermek, özgürlükten çok tükeniştir. Hayatımızın her alanını teşhir etmek yalnızca mahremiyetimizi kaybetmemize neden olmaz; zayıf yanlarımızın da ilgisi olmayan herkes tarafından bilinmesine yol açar. Görünürlük arttıkça haset de çoğalır. İnsanların birbirlerinin hayatlarını sürekli izlemesi, kıyaslaması ve tüketmesi; huzuru değil, huzursuzluğu besler. Haset, sessiz ilerleyen fakat........
