GÜNÜMÜZÜN EHL-İ SÜNNETİ
Üzülerek belirtelim ki, Kur'an'a ve sünnete sırt dönmüş bir ümmetle karşı karşıyayız. Peygamber (asv)'ın getirdiği hemen hemen hiç bir şeye uyulmuyor. Ümmetin geneli itibariyle dünyevi çıkarlar temel alınarak ve bu uğurda birtakım bahaneler öne sürülerek faiz, kumar, içki, hile, sahtekârlık, yalan gibi yasaklar dikkate alınmadığı gibi, namaz, zekât gibi temel emirlere de itaat edilmiyor. Örneğin nema özelliği bulunan ve kazanç sağlayan her değerin zekâtı ve öşrü bulunmasına rağmen, fıstık, pamuk, mısır gibi tarım ürünlerinde “Bunların zekâtı yok, kitaplarda bildirilmemiştir.” şeklinde bir gerekçe öne sürerek zekât vermiyorlar. En küçük çıkarından dahi vaz geçmeyenler, zekât vermemek için çeşitli bahanelerin arkasına saklanıyorlar.
Peygamberin kıyafetini giyenler alay konusu ediliyor, onu örnek alanlar toplumdan dışlanıyor, ikinci, üçüncü sınıf insan muamelesi görüyor. Hani o bizim hayat rehberimizdi, her şeyiyle O’nu örnek alacaktık? O’nu örnek almak şöyle dursun, bir kısım ilahiyatçılar onun hayatını eleştirel bir sorgulamaya bile tabi tutuyorlar. Kılık kıyafet ve yaşam tarzıyla kâfirleri örnek alıyorlar ama peygamberin bazı uygulamalarını ağızları kırılasıca eleştiriyorlar. Evlerinde, iş yerlerinde, makamlarında, çocukların yetiştirilmesinde Peygamberimizin sünnetinin esamesi okunmuyor ama yine de "ehl-i sünnet" geçiniyorlar. Sünnetle alakası olmayan ehl-i sünnet nasıl olur? Bunu anlamak mümkün değildir.
Peygamberimiz ne emretmişse tersini yapıyorlar. En kolay, en rahat uygulanabilen hiçbir sıkıntı ve zorlukla karşılaşılmadan yapılabilen sünnetlerin dahi terk edildiğine şahit oluyoruz. Örneğin: "Akşam olunca........
