TEPKİ GÖSTERMELİYİZ
İki tane gözü dönmüş zır deli dünyayı kan gölüne çevirmeye devam ediyor. Ülkeler savaşıyor gibi görünüyor; koca bir insanlıkla savaşan sadece iki kişi. Kendi çıkarları dışında insanların yaşam hakları da dahil hiçbir şeyi umursadıkları yok. Hatta özellikle yaşam hakları demeliydik; çünkü bu kan emiciler gerekiyorsa çocukların ölmelerini güçlerinin bir nişanesi olarak görüyorlar. Sadece saldırdıkları ülkelere değil, herkese o gözle bakıyorlar. Komik saçlı adam, her sabah uyanıyor ve saldırı gerekçelerini yeniden değiştiriyor. Oldukça keyifli ve son derece de rahat. Gazze kasabı da ezbere bildiği bir pazılın parçalarını bir araya getiriyormuşçasına otomatiğe almış her şeyi. Saçma sapan ve tutarsız açıklamalar yapıyor. Görünen o ki kendileri dışındaki herkesi bir parmak işaretiyle öldürebilirler. İşte bu yüzden herkes tepki göstermek zorunda. İnsan, yerle bir edilmeye çalışılan İran için “Oh olsun!” der gibi açıklama yapanları görünce hem şaşırıyor hem de üzülüyor. Aynısı daha önce Gazze için yapıldı. Çok yadırganacak bir durum. Ne yani, emperyalizmin yanında mı olalım? Bir önceki yazımda da belirtmiştim, savaşla yok edilmeye çalışılan asıl şey ülkelerin kültürleri. Ve kültürler ezilip yok edildikçe emperyalizmin eli güçlenir. Allahtan gerçek aydınlar var da gerektiği gibi taşı gediğine koyuyorlar: “İsrail, sentetik bir ülke; tarihten azade, dini ritüellere korkunç bağlı, eşyaları, silahları modern; kafası ilkel bir topluluk. Bütün insanlık, bu ‘sentetik’ köksüz cemaatle tokalaştıktan sonra parmaklarını saymalı. Batı ağzıyla kurulan her cümlede ‘özgürlük/bahar’ yerel halklar için ihanet anlamını taşıyor bugün.” diyor Şeref Bilsel ve ekliyor: “ABD’nin altını üstüne getirsen şu İranlı şairlerin gölgesi altına girecek bir şair/yazar çıkartılabilir mi? Rudeki, Firdevsi, Senai, Şirazi, Attar, Sadi, Nizami, Ömer Hayyam, Haba Tahiri Uryan, Sepehri, Ferruhzad...daha nicesi.” Bu savaşın faturasını sadece yok edilmeye çalışanların değil herkesin ödeyeceği aşikâr oldu. Yine de umut var. Onlara dersini hiç hesaba katmadıkları sıradan insanlar verecek. Nasıl mı? Onların insanlığı kontrol etmek için kullandığı silahın namlusunu bizzat onlara çevirerek… Sosyal medya platformlarının çoğunun veri toplamak için kullanıldığını hepimiz biliyoruz. Bizleri kontrol etmek için işi bilmem kaç G’ye tırmandırırken bir yandan da her türlü tercihimizi, hatta ruhsal durumumuzu bile izliyorlar. İnsanlığın bir kısmına yöneltilmiş vahşete sayısal bir çoğunluk tepki göstermeyi becerebilse çok şey değişir. Sosyal medyada patlayacak geniş bir karşı koyuşa hazırlıklı değiller, bundan da ölesiye korkuyorlar. (Bir dönem Julian Assange böyle bir korku yarattı, şimdi de Epstein belgeleri.) Çok değil birkaç milyar insan bu savaş oyununa karşı olduklarını belli etse bu kendini bilmezlerin algoritmalarının şirazesi kayar. Tabi bunun için herkesin sen şucusun, sen bucusun, o ülkelerdeki yönetim böyle, yöneticileri şöyle tavrından vazgeçmesi gerekir. Çünkü bunlar insanlığa düşman. Yani sen, ben ayrımı yapmıyorlar. Din ayrımı bile yapmıyorlar. Hangi gerekçenin arkasına sığınırlarsa sığınsınlar güç zehirlenmesi yaşıyor ve Tanrıcılık oynuyorlar. Bizi küreselcilik masallarıyla kafeslemeye çalıştılar, işte şimdi bunu tersine çevirmenin tam zamanı. Birkaç milyar birleşip “Biz savaş mavaş kabul etmiyoruz, dünyanın her yerinden insan bu düşüncenin altında birleştik, alın size küreselcilik,” dese ne olur acaba? Bu ihtimalin gölgesi bile onları titretiyor. Düşünsenize, sabah uyanıyorlar ve bütün platformlarda işledikleri cinayetlere karşı büyük bir tepkiyle karşılaşıyorlar. Kalabalık bir grup parmaklarını onlara doğru sallıyor. (Merak etmeyin, anında kaç kişi olduğumuzun bilgisi onlara gidecektir.) Bu kan içmeye meraklı tiplerin en büyük korkusu yaptıklarının ifşa olması ve herkesin onların karşısında yer alması. Bizi korkutmak istiyorlar; çünkü bizden, daha doğrusu insanlığın uyanışından korkuyorlar. İnsanlık uyanır, birleşir ve onların kadrajından çıkarsa alttan alta istediklerine (yeni dünya düzenine) ulaşamayacaklar. İnsanlığın haksızlık karşısında yek vücut olması onların en büyük kâbusu. Ve o kâbus bugün olmasa bile yarın mutlaka gerçekleşecek. Bir şey konuşulmaya başlandığında suda yayılan halkalar gibi genişler ve kıyıya ulaşır. Oynadıkları oyunların herkes tarafından bilinmesi planlarını suya düşürür. Çünkü onlar mutlu inekler istiyorlar. “Mutlu ineklerin lezzetli etleri olur,” düsturuyla bizleri daha verimli ve kolay yönetilebilir hale getirmek en önemli hedefleri. Bunun için bizi önce korkutmaları gerekiyor. Bu korkuyla bizi mutluluk simülasyonunun içine sokacaklar, mandıra düzeneğinden farkı olmayan ucube bir düzenin içine hapsedip etimizden sütümüzden faydalanacaklar. Küçümsenmeyecek sayıda insanın bunların karşısında bir tepki göstermesi Amerikan Rüyasının kabusa dönüşmesi, toplama ulus olan İsrail vatandaşlarının geldikleri yere geri dönmesi demek olur ki ülkeyi terk edenlerin sayısı azımsanmayacak kadar çok. Çünkü çoğu İsrail vatandaşı “Geri Dönüş” yasasıyla, daha iyi koşullarda ve ayrıcalıklı olma hayalleriyle eski ülkelerini bırakıp geldiler. Bir zaman önce zulme uğrayandılar, şimdi zulmün kaynağı olan bir ülkenin vatandaşı olarak katil damgası yediler. Sesler yükseldikçe ve tepkiler arttıkça çok şey değişecektir. Biz farkında olsak da olmasak da. Madem onların gözünde sadece bir sayıdan ibaretiz, bunun büyüklüğünü onlara göstermenin tam zamanı. Sevgiler, saygılar…
