Sporun En Doğal Hali: Çağla Şikel
Çocuklukta atılan o ilk adımların zamanla bir disiplinden öte, bir yaşam biçimine dönüştüğünü düşünüyorum. Ve yıllar geçse de o doğallığın kaybolmadığını… Onu izlerken aklıma hep aynı şey geliyor: sanki hangi sporu denese yapar… bedenine her hareket yakışır.
İlginçtir, mesele yalnızca fizik değil. Benim ilgimi çeken taraf, işin felsefesi… Spora olan tutkusuna tanıklık ediyor oluşumuz.
Surf’e aşık biri olarak, yogayı hayatına katmış biri olarak… Ben onda hep şu hissi görüyorum: “Kendimizin olmak istediği versiyonu.” Çünkü bana öyle geliyor ki ortada sadece fit bir beden yok; muazzam bir adanmışlık, profesyonel bir ruh ve en önemlisi süreklilik var.
İmkanlar konusu elbette ayrı bir yazının meselesi. Ancak bazı şeyler imkanla değil, duruşla açıklanır. Onun mizahı ayrı, neşesi ayrı… Ekrana bakarken içimden şu geçiyor: Bir ilham perisini andırıyor. Ulaşılmaz görünse de, tam tersine içimizden biri.
Ve belki de bu yüzden… bu köşede yer alıyor. Çünkü biz spor severler, benzer heveslerin peşindeyiz.
Küçük bir parantez açmak gerekirse; sosyal medyada paylaştığı “dünyanın en iyi çikolata” tarifini henüz deneyemedim. Bu yüzden o konuya yorum yapmayı şimdilik erteliyorum. ;)
Fakat şunu söyleyebilirim: toplum olarak başarıyı daima sevmişizdir. Atalarımız konuyu ne güzel özetlemiş: “İşleyen demir ışıldar.”
Ve böyle örnekleri gördükçe biz sadece izlemeyiz. Harekete geçeriz. “Neden olmasın?” deriz.
İşte tam bu eşikte… popüler kültür dönüşmeye başlar!
