menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

TÜRK FUTBOLUNDA SEKSİ FUTBOL: GÜZELLİĞİ UNUTAN OYUN

23 0
22.09.2026

1996 Avrupa Futbol Şampiyonası… İngiltere, futbolun anavatanında büyük bir turnuvaya ev sahipliği yapıyor. Tribünlerde futbolun heyecanı, ekranlarda ise futbolun kendisi kadar ilgi çekici bir tartışma var.

David Winner, Kökler: İngiliz Futbolunun Yakın Tarihi kitabında, o günlerde BBC'de yorumculuk yapan Ruud Gullit'in Britanyalı televizyon izleyicilerini yeni bir kavramla tanıştırdığını anlatıyor: Seksi Futbol.

Gullit, Portekiz millî takımını beğendiğini, çünkü Portekizlilerin “seksi futbol” oynadıklarını söylüyor. Yanındaki spiker Des Lynam tek kaşını kaldırıp soruyor:

“Ne demek istiyorsun?”

Gullit'in cevabı, futbolun yalnızca bir skor oyunu olmadığını hatırlatan cinsten. Futbol, beceriyle, tarzla, oyunbazlıkla, hayal gücüyle oynandığında; futbolcu yalnızca rakibin oyununu bozmak yerine kendi oyununu yarattığında güzelleşiyor.

Başka bir deyişle, futbolun yalnızca kazanmak için değil, seyredilmeye değer olduğu için de oynanabileceğini söylüyor.

İşte Türk futbolunun bugün dönüp bakması gereken yer tam da burası.

Çünkü bizde futbol uzun zamandır kazanmanın matematiğini konuşuyor, fakat güzelliğin fiziğini pek merak etmiyoruz.

Maçtan önce dizilişler, maçtan sonra puan cetveli… Arada kalan doksan dakika ise çoğu zaman bir hesap kitap meselesi.

Peki, bizim futbolumuzun içinde hiç mi hayal gücü yok? Hiç mi yaratıcılık olmadı? Türk futbolunun geçmişinde, bugününde, tribünleri ayağa kaldıran o oyunbaz ruh nerede?

Sorunun cevabını aramak için biraz geriye, futbolun henüz yalnızca bir sonuç tablosundan ibaret olmadığı yıllara gitmek gerekiyor.

Mahalle arasında başlayan hayal gücü

Türk futbolunun geçmişine baktığımızda, “seksi futbol” kavramının bizde hiç karşılığı olmadığını söylemek haksızlık olur.

Lefter Küçükandonyadis'in topa dokunuşunda, Metin Oktay'ın futbol zekâsında, Can Bartu'nun zarafetinde, Cemil Turan'ın hücum anlayışında, Beşiktaş'ın Vedat Okyar'ında, Sergen Yalçın'ın ayağında bu oyunun estetiğini bulmak mümkündü.

Bunlar yalnızca iyi futbolcular değildi. Topla kurdukları ilişki, futbolun mekanik bir iş olmadığını gösteren ayrı ayrı hikâyelerdi.

Bir futbolcunun rakibini geçmesi başka şeydir; rakibini geçerken seyirciye de bir hikâye anlatması başka…

Sergen'in bir pası, yalnızca takım arkadaşını topla buluşturmak değildi. Bazen rakibin aklından geçen ihtimali boşa çıkarmak, bazen de tribündeki seyircinin henüz düşünmediği bir çözümü ortaya koymaktı.

Lefter'in futbolunda da topun yalnızca ayağa bağlı bir nesne olmadığını hissederdiniz. Top, futbolcunun düşüncesine eşlik ederdi.

Elbette geçmişin her maçını güzel, bugünün her maçını çirkin ilan etmek kolaycılık olur. Eski futbolun da temposu, fiziksel mücadele anlayışı ve taktik disiplini bakımından kendine özgü sorunları vardı. Fakat geçmişin futbol hafızasında, oyuncunun kişiliğiyle oyunun kişiliğinin daha görünür olduğu anlar bulunuyordu.

Bugün ise futbolcunun kişiliği, çoğu zaman teknik direktörün oyun planının içinde eriyebiliyor.

Brezilya'yı seyretmek, Hollanda'yı anlamak

Bir dönem futbolseverin hafızasında yalnızca takımların kazandığı kupalar değil, oynadıkları futbol da yer ederdi.

Brezilya denildiğinde top tekniği, yaratıcılık ve doğaçlama; Hollanda denildiğinde alan kullanımı, hareketlilik ve kolektif hücum akla gelirdi.

1970 Brezilya'sı, 1974 Hollanda'sı veya 1982 Brezilya'sı, futbolun farklı güzelliklerini temsil eden örnekler olarak anıldı. Bu takımların her biri aynı şekilde oynamıyordu. Ancak futbolun seyirlik tarafını, yalnızca skorun yanına iliştirilmiş bir süs olarak görmüyorlardı.

Burada önemli bir ayrım var: Güzel futbol, mutlaka savunmayı ihmal eden futbol değildir. Yaratıcılık, disiplinsizlik demek değildir. Hücum futbolu da her zaman kontrolsüz biçimde ileri gitmek anlamına gelmez.

Gullit'in anlattığı zevkin özünde, futbolcunun oyunun........

© Fotospor