menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

GÜZEL FUTBOLUN YETMEDİĞİ YERDE…

13 0
20.10.2026

19 Ekim 2026 akşamı Trabzon’da futbolseverlerin ortak bir beklentisi vardı: Güzel bir maç bizi bekliyordu. Bir tarafta Thomas Reis yönetiminde oyun disiplinini, geçiş hücumlarını ve takım bütünlüğünü ön plana çıkaran Trabzonspor; diğer tarafta Vincenzo Italiano ile birlikte futbolun yalnızca skor tabelasından ibaret olmadığını anlatmaya çalışan Beşiktaş…

İki teknik direktör, iki farklı takım, ortak bir iddia: Sahada ne yaptığını bilen, oyununu rakibe kabul ettirmeye çalışan ve futbolu tesadüflere bırakmayan bir takım olmak.

Fakat futbolun kendine özgü bir adaleti var. Bazen güzel oynayana değil, doğru zamanda doğru işi yapana üç puanı veriyor. Trabzon’da da böyle oldu. Beşiktaş, topa daha fazla sahip oldu, rakip ceza sahasına daha çok girdi, daha fazla şut çekti. Ancak Papara Park’ın ışıkları söndüğünde tabelada Trabzonspor’un 2-0’lık galibiyeti yazıyordu.

Ozan Tufan’ın 21. dakikadaki golüyle öne geçen ev sahibi, 71. dakikada Muhammed Salah’ın golüyle farkı ikiye çıkardı. İstatistiklerde Beşiktaş’ın üstün görünen taraf olduğu bir karşılaşma, sonuç hanesine Trabzonspor’un üç puanını yazdı.

İşte tam da burada durup düşünmek gerekiyor: Beşiktaş gerçekten iyi futbol oynuyor mu, yoksa iyi futbol oynadığına inanmayı mı seviyor?

İstatistikler başka, skor başka konuşuyor

Maçın rakamları ilk bakışta Beşiktaş’ın lehine bir tablo çiziyor. Siyah-beyazlılar yüzde 62 topla oynadı, 19 şut çekti ve 33 kez rakip ceza sahasında topla buluştu. Trabzonspor ise yüzde 38 topla oynama oranına rağmen 13 şut üretti. Beklenen gol değerlerinde de ev sahibi takımın 2,41’e 1,32 üstünlüğü bulunuyordu. Bu rakamlar, Beşiktaş’ın topa hükmetmesine rağmen Trabzonspor’un daha tehlikeli fırsatlar yakaladığını gösteriyor.

Demek ki mesele yalnızca topa sahip olmak değil. Topa sahipken ne yaptığınız, rakip savunmanın dengesini nasıl bozduğunuz, kaybettiğiniz topun ardından nasıl pozisyon aldığınız ve yakaladığınız fırsatları ne ölçüde değerlendirdiğiniz de önemli.

Beşiktaş’ın Trabzon’da yaşadığı temel çelişki buydu. Oyunun belirli bölümlerinde kontrol siyah-beyazlılardaydı; fakat tehlikenin büyüklüğü ve pozisyonların niteliği aynı ölçüde Beşiktaş’ın lehine değildi.

Bir takımın iyi oynadığını söylemek için pas sayısına, topa sahip olma yüzdesine veya şut miktarına bakmak yeterli değil. Asıl soru şu: Bütün bu üretim, rakibin savunmasını gerçekten çaresiz bırakıyor mu?

Beşiktaş’ın artık bu soruya sahada cevap vermesi gerekiyor.

Italiano’nun takımı, kendi oyununa mı yeniliyor?

Vincenzo Italiano ile birlikte Beşiktaş’ın bir teknik direktör takımı olma yolunda ilerlediğini söylemek mümkün. Oyunun belirli prensipleri var. Topu kazanma isteği, önde oynama arzusu, rakip sahada çoğalma ve hücumda inisiyatif alma düşüncesi bu takımın kimliğini oluşturuyor.

Bunlar küçümsenecek özellikler değil. Hatta uzun süredir teknik adam değişiklikleri ve oyun kimliği tartışmalarıyla zaman kaybeden bir kulüp için önemli kazanımlar.

Ancak bir oyun modeline sahip olmakla o modeli her koşulda başarıyla uygulayabilmek arasında ciddi bir mesafe bulunuyor.

İyi takımlar yalnızca kendi planlarını uygulayan takımlar değildir. Rakibin planını da bozan, maçın değişen koşullarına göre çözüm üreten, öne geçtiğinde oyunu yönetebilen, geriye düştüğünde ise telaşa kapılmadan yeni yollar bulabilen takımlardır.

Beşiktaş, Trabzonspor karşısında topu elinde tuttu ama oyunun bütün kontrolünü eline geçiremedi. Rakip ceza sahasına girdi ama skor üretemedi. İlk golün ardından oyuna yeniden ortak olabilecek fırsatlar yakaladı; ancak bunları değerlendiremedi. İkinci gol geldiğinde ise maçın psikolojik yükü daha da ağırlaştı.

Burada Italiano’nun üzerinde düşünmesi gereken konu, takımının ne kadar hücum ettiği değil, hücum ederken ne kadar dengeli kaldığıdır.

Çünkü hücum etmek için ileri çıkan bir takım, topu kaybettiğinde nerede duracağını da bilmek zorundadır. Savunma güvenliği, hücumun karşıtı değil, onun sigortasıdır.

Beşiktaş’ın bu sigortayı deplasman maçlarında ne ölçüde çalıştırabildiği artık ciddi bir tartışma konusu.

Üç deplasman yenilgisi, sekiz haftalık bir uyarı

Süper Lig’in ilk sekiz........

© Fotospor