menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kazandı Ama Sahiplendi mi? Fenerbahçe’de Bir Koçun Aidiyet Sınavı

11 0
19.03.2026

2022–24 sezonlarında Fenerbahçe Erkek Basketbol Takımı teknik ekibinde görev aldığım dönemde Saras Jasikevicius’un disiplinine ve rekabetçi karakterine yakından tanıklık ettim. Kazanma arzusu tartışılmazdı. Ancak aynı süreçte kulüp kimliği, oyuncu yönetimi ve aidiyet duygusu konusunda benim açımdan sorgulanması gereken birçok an yaşandı.

Avrupa basketbol atmosferi üzerine yaptığı son açıklamada Sırbistan, Yunanistan ve Kaunas gibi merkezleri öne çıkarırken Türkiye’yi ve Fenerbahçe’yi bu çerçevenin dışında bırakması, yalnızca bir görüş farkı değildi. Bu yaklaşım, basketbola bakış açısı kadar kulüple ve ülke ile kurulan bağın gücünü de sorgulatan bir durumdu. Çünkü son yılların basketbol gerçekliği ortada.

2025-26 sezonunda EuroCup Final-Four organizasyonunda Türkiye tam üç takımla temsil edilecek. Bahçeşehir Koleji, Beşiktaş ve Türk Telekom’a sonsuz başarılar diliyorum.

Türkiye A Milli Takımı ise son Avrupa Şampiyonası’nda final oynadı. O final sahnesinde ne Kaunas vardı ne de adı sıkça anılan diğer basketbol merkezleri. Anadolu Efes ve Fenerbahçe’nin toplam dört EuroLeague şampiyonluğu da bu basketbol kültürünün tesadüf olmadığını açıkça gösteriyor.

Daha da çarpıcı bir veri var: Son dört EuroLeague sezonunda iç sahada en fazla galibiyet alan takım Fenerbahçe oldu. Atmosfer tam olarak nerede başlıyor, nerede bitiyor? Basketbol atmosferi sadece salon içindeki tezahürat değildir. 2025 yazında Fenerbahçe’nin EuroLeague şampiyonluğu sonrası Bağdat Caddesi’nde milyonlarca taraftarın katıldığı kutlamalar, Avrupa basketbolunun gördüğü en büyük toplumsal sahiplenme anlarından biri olarak hafızalara kazındı. Böyle bir tutkuyu bir koç kariyerinde kaç kez yaşayabilir?

Üç yıl görev yaptığı Barcelona’da EuroLeague şampiyonluğu yaşayamayan ve görevine son verilen bir koçun, İspanyol basketbol atmosferini de bu tartışmanın dışında tutması ayrıca düşündürücüdür. Basketbol coğrafyası gerçekten objektif kriterlerle mi çizilir? Yoksa kişisel başarılar ve hayal kırıklıkları haritanın sınırlarını yeniden mi belirler?

Saha içi tercihler ve iletişim tarzı ise bu aidiyet tartışmasının kulüp içindeki yansımalarıydı. Yerli oyuncuların rolü ve rotasyon kararları konusunda benim basketbol anlayışımla örtüşmeyen birçok sahneye tanıklık ettim. 2024 playoff yarı final serisinde skor avantajının eridiği bir anda teknik ekip sırasına dönülerek yerli oyuncularla ilgili tarafıma söylenen şu cümle hâlâ hafızamda:

“Did you see your heroes?” (Kahramanlarını gördün mü?)

Bu söz benim için yalnızca bir maç anı değildi. Basketbola bakış açılarının keskin biçimde ayrıştığı bir eşikti. Sezon sonunda yollarımızın ayrılmasına gerekçe olarak iletilen değerlendirmede ise yerli oyunculara yaklaşımımın “körü körüne destekleyici” bulunduğu ifade edildi. Oysa büyük kulüpler yalnızca yıldız transferleriyle değil, kendi oyuncularına duydukları güvenle büyür.

Bugün geriye dönüp baktığımda Jasikevicius döneminin Fenerbahçe’ye kupalar kazandırdığı gerçeğini inkâr etmiyorum. Ancak aynı dönemin kulüp ruhu ile koçun yaklaşımı arasındaki mesafeyi görünür kıldığı kanaatini taşıyorum. Fenerbahçe büyük bir kulüptür. Bu kulüp birçok koç gördü. Hepsi geldi, görevini yaptı ve gitti. Ama kulüp kaldı. Çünkü Fenerbahçe’de kazanmak yetmez. Bu formayı gerçekten hissedebilmek gerekir.

Tarih kazananları yazar. Ama kulüpler, kendilerini gerçekten sahiplenenleri hatırlar.

Kupalar kazanılmış olabilir. Fakat bazı dönemler geriye tek bir soru bırakır:

Kazandı… Peki gerçekten bu kulübün bir parçası olabildi mi?

 


© Fotospor