Sağlıkta büyük yakınsama: Birlikte gelişmenin ekonomisi
Sağlık sektöründe bir toplantı masasına oturduğunuzda, farklı kurumların yöneticilerinden benzer cümleler duyarsınız: Maliyetler yükseliyor. Nitelikli çalışan bulmak zorlaşıyor. Teknolojiye yatırım yapmak gerekiyor. Hastaların beklentileri artıyor. Uluslararası pazarda rekabet sertleşiyor. Eskiden yıl sonuna doğru takip eden yılın bütçelerini yapardık, son dört yıldır düzenli olarak yıl ortası aylık bütçe düzenlemeleri yapıyoruz.
Herkes aynı sorulara cevap arıyor; çoğu zaman kendi odasında, kendi bütçesiyle, kendi imkanlarıyla. Sürekli kendi yönetim kuruluna ödeme dengesini tutundurma hesabı veriyoruz.
İnsanın aklına ister istemez şu geliyor: Madem dertlerimizin önemli bir bölümü ortak, neden çözümlerimizin bu kadarını tek başımıza üretmeye çalışıyoruz?
Sağlık sektörünün önümüzdeki dönemini konuşurken “büyük yakınsama” kavramını tam da bu sorunun etrafında ele almak gerektiğini düşünüyorum. Hastanelerin, ilaç ve biyoteknoloji şirketlerinin, sigortacıların, sağlık teknolojisi ve yazılım firmalarının, üniversitelerin ve yatırımcıların birbirlerinin yetkinliklerini tamamlayarak birlikte gelişmesi…
Geçtiğimiz yüzyıl, sağlıkta bir tür büyük patlama yaşattı. Hastaneler, sigortacılar, ilaç şirketleri, teknoloji firmaları ve kamu kurumları uzmanlaştı. Her biri kendi kurumunu, kendi dilini ve kendi ölçütlerini kurdu. Bu derinlik bize çok şey kazandırdı. Bugün ise tersine bir hareketin içindeyiz: Hiçbir sektör tek başına en iyi sonucu üretemiyor.
Sağlıkta rekabetin geleceği, böyle bir yakınlaşmayı ne kadar iyi yönetebildiğimize de bağlı olacak.
Aynı yatırımı kaç kez yapabiliriz?
35 yılı aşan hastanecilik hayatımda, yeni hastanelerin açılışına ve sağlık gruplarının büyümesine yakından tanıklık ettim. Bir hastanenin kapısından içeri girdiğinizde gördüğünüz hizmetin arkasında ne kadar büyük bir ekosistem olduğunu bilirim: Laboratuvar, görüntüleme, bilgi sistemleri, satın alma, lojistik, eğitim, kalite, tesis yönetimi , ruhsatlama ve daha nice fonksiyon.
Her yeni hastanede yalnızca hasta kabulüne başlamazsınız; bu görünmeyen dünyanın da çalışmasını ve orkestrasyonunu sağlarsınız. Bugün bu dünyaya siber güvenlik, veri yönetimi, yapay zeka ve uzaktan hasta takibi gibi yeni katmanlar ekleniyor. Her kurumun bunların tamamında tek başına güçlü olmasını beklemek, giderek daha pahalı bir beklentiye dönüşüyor.
OECD’nin Health at a Glance 2025 raporuna göre, üye ülkelerde sağlık harcamalarının GSYİH içindeki payı 2019’da ortalama yüzde 8,8 iken 2024’te yüzde 9,3’e ulaştı. Türkiye’de ise TÜİK verilerine göre toplam sağlık harcamalarının GSYİH’ye oranı 2023’te yüzde 4,6’dan 2024’te yüzde 5,3’e yükseldi. Bu göstergeler tek başına kurumların kârlılığını anlatmıyor; ancak sağlığa ayrılan kaynakların ekonomik önemini açıkça ortaya koyuyor. Daha fazla kaynak ayırırken aynı kaynakla ne kadar sağlık üretebildiğimizi de sormamız gerekiyor. OECD’nin Tackling Wasteful Spending on Health raporu bu soruya çarpıcı bir cevap veriyor: Sağlık harcamasının yaklaşık beşte biri, iyi sağlık sonuçlarına ya hiç ya da çok az katkı sağlıyor. Hastane harcamalarının yüzde 10’undan fazlası ise önlenebilir tıbbi hataları ve hastanede kapılan enfeksiyonları düzeltmeye gidiyor. Bu kayıpların önemli bir bölümü, kurumların arasındaki boşluklarda oluşuyor. Yan yana duran kurumların aynı altyapıyı tekrar tekrar kurması yerine belirli alanlarda ortak kapasite geliştirmesi mümkün mü? Ortak laboratuvar altyapıları, eğitim programları, teknoloji doğrulama merkezleri veya tedarik çözümleri oluşturabilir miyiz?
Büyük yakınsamanın ilk ekonomik sorusu bu: Ayrı........
