menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Türkiye’nin daha fazla konuşana değil, daha fazla yapana ihtiyacı var

19 0
17.08.2026

“Bilmek başka, anlatmak başka, yapmak bambaşka bir meziyettir. Dünyada fikir kıtlığı yok. Asıl kıt olan, fikri sonuca dönüştürebilen insan.”

Hayatım boyunca çok iyi konuşan, çok iyi yazan, çok iyi analiz yapan insanlar tanıdım. Profesörler, hukukçular, diplomatlar, bürokratlar, gazeteciler, danışmanlar, siyasetçiler…

Bazıları gerçekten parlak zekâlardı. Bir meseleyi bütün boyutlarıyla analiz eder, riskleri önceden görür, önünüze beş ayrı senaryo koyar, her birinin neden olabileceği sonuçları uzun uzun anlatırlardı.

Ama yıllar içinde, özellikle iş dünyasına daha fazla girdikçe, çok temel bir gerçeği gördüm:

Bilmek ile yapmak arasında büyük bir mesafe var.

Hatta bazen insan ne kadar çok biliyorsa karar vermesi o kadar zorlaşıyor. Her seçeneğin sakıncasını görüyor, her ihtimali hesaplıyor, her cümlenin arkasına üç dipnot koyuyor.

Sonunda ortaya mükemmel bir analiz çıkıyor.

Ama iş çıkmıyor.

İcra başka bir zekâdır

Akademisyen dünyayı anlamaya çalışır. Hukukçu sınırları gösterir. Bürokrat prosedürü ve kamu yararını gözetir. Diplomat dengeleri hesaplar. Gazeteci sorgular. Danışman seçenekleri sıralar.

Bunların hepsi gerekli.

Ama icra başka bir kas grubudur.

İcra, bütün bilgiler masaya geldikten sonra hâlâ eksik kalan yüzde 20 ile karar verebilmektir.

Doğru insanı seçmek, kaynak yaratmak, dirençle karşılaşınca başka yol bulmak, birbirini sevmeyen insanları aynı hedef etrafında tutmak, gerektiğinde telefon açmak, kapı çalmak, ikna etmek, risk almak ve sonunda ölçülebilir bir sonuç üretmektir.

Ben buna pratik zekâ diyorum.

Kitaptan öğrenilmesi zor, hayatın içinde gelişen bir zeka.

Belki biraz kışkırtıcı gelecek ama Anadolu’nun küçük bir kasabasından çıkmış bir tüccarın, dünyanın en iyi üniversitelerinden diplomalı bir yöneticiden çok daha güçlü icra kabiliyetine sahip olduğunu defalarca gördüm.

Bu, eğitimin değersiz olduğu anlamına gelmiyor. Tam tersine, iyi eğitim paha biçilmezdir. Ama diploma ile sonuç üretme yeteneği aynı şey değildir.

Esnafın üniversitesi biraz da sokaktır.

Sabah dükkânı açar, akşam kasa gerçeği söyler. Müşteri gelmediyse uzun bir konferansla durumu düzeltemezsiniz. Mal satılmadıysa teorisini yazmanız faturayı ödemez. Çek ödenecek, maaş verilecek, müşteri tutulacak, rakipten önce davranılacaktır.

Gerçek hayatın dipnotu yoktur. Sonucu vardır.

“Peki ne yaptınız?”

Benim de akademik bir geçmişim var. Doktora yaptım, üniversitelerde ders verdim, uluslararası kuruluşlarda, diplomaside ve iş dünyasında çalıştım.........

© Forbes Türkiye