menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Orbán sonrası Macaristan: Avrupa’ya dönüş mü, Avrasya hafızasının yeni yorumu mu?

18 0
29.05.2026

Nisan 2026 seçimleri Macaristan için önemli bir dönüm noktası oldu.

On altı yıl boyunca ülkenin siyasetini, devlet yapısını, dış ilişkilerini ve Avrupa ile gerilimli bağlarını şekillendiren Viktor Orbán dönemi kapandı.

Yerine Péter Magyar liderliğindeki Tisza Partisi geldi.

Avrupa basını bunu büyük ölçüde “Macaristan’ın Avrupa’ya dönüşü” olarak yorumladı.

Yeni yönetim gerçekten de Brüksel ile ilişkileri düzeltmek istiyor.

AB fonlarının yeniden açılması, hukukun üstünlüğü konusundaki eleştirilerin giderilmesi, yolsuzlukla mücadele, medya ve kurumlar üzerindeki siyasi baskının azaltılması, Rusya’ya enerji bağımlılığının kademeli olarak düşürülmesi yeni dönemin temel başlıkları arasında.

Macaristan Parlamentosu’nun Uluslararası Ceza Mahkemesi üyeliğini sürdürme yönünde attığı adım da Orbán döneminden belirgin bir kopuş işareti olarak okunuyor.

Ancak burada sık yapılan bir hata var.

Orbán’ın gitmesi Macaristan’ın bütünüyle değiştiği anlamına gelmiyor.

Çünkü Orbán yalnızca bir siyasetçi değildi.

Macar tarihsel hafızasının, egemenlik refleksinin ve Batı Avrupa’ya mesafeli duruşunun siyasi tercümanıydı.

Brüksel’e mesafeli durmak, ulusal egemenliği merkeze koymak, büyük güçler arasında denge politikası izlemek, Rusya ile köprüleri tamamen atmamak, Türk dünyasına özel ilgi göstermek…

Bunların çoğu Orbán’ın icadı değildi.

Macar tarihinin derin damarlarında zaten vardı.

Dolayısıyla yeni hükümetin üslubu değişse de Macaristan’ın temel jeopolitik reflekslerinin bütünüyle değişeceğini düşünmek gerçekçi değildir.

Péter Magyar dönemi gerçekten yeni bir başlangıç mı?

Péter Magyar kuşkusuz farklı bir siyasi dil kullanıyor.

Brüksel ile daha yapıcı ilişkiler kurmak istiyor.

Macar ekonomisinin yeniden yatırım çekmesini hedefliyor.

AB fonlarını serbest bırakmayı amaçlıyor.

Avrupa kurumlarıyla yaşanan gerilimleri azaltmaya çalışıyor.

Orbán döneminin “illiberal demokrasi” çizgisinden daha kurumsalcı, daha hukuk devleti vurgulu ve daha Batı yanlısı bir çizgiye geçmek istiyor.

Ancak Avrupa’da bazı çevrelerin beklediği gibi Macaristan’ın tamamen Almanya-Fransa eksenine oturan klasik bir Batı Avrupa ülkesi haline gelmesi kolay görünmüyor.

Çünkü coğrafya değişmiyor.

Enerji ihtiyaçları değişmiyor.

Rusya’nın bölgesel ağırlığı değişmiyor.

Balkanlar ve Avrasya bağlantıları değişmiyor.

En önemlisi Macar tarihsel hafızası değişmiyor.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde Budapeşte’nin daha dengeli, daha yumuşak, Brüksel’le daha uyumlu ama yine de çok yönlü dış politika geleneğini sürdüren bir çizgi izlemesi şaşırtıcı olmayacaktır.

Macaristan neden hep sınırda hissetti?

Macaristan Avrupa’nın en ilginç ülkelerinden biridir.

Sadece coğrafi konumu nedeniyle değil taşıdığı tarihsel hafıza, kimlik arayışı ve medeniyet konumu nedeniyle de…

Avrupa’nın tam ortasında yer alır ama hiçbir zaman kendisini bütünüyle Batı Avrupa’nın doğal parçası olarak hissetmedi.

Avrupa Birliği üyesidir.

NATO üyesidir.

Katolik-Hristiyan Avrupa tarihinin önemli taşıyıcılarından biridir.

Ama buna rağmen Macarlar uzun süre kendilerini Avrupa’nın merkezinden çok sınır hattında hissettiler.

Bir anlamda Türkiye’nin Avrupa ile ilişkilerine benzeyen bir psikoloji…

İçeride ama tam içeride değil.

Yakın ama tam kabul edilmiş değil.

Avrupalı ama Batı Avrupa’nın Germen-Latin çekirdeği tarafından her zaman biraz farklı görülen bir millet.

Belki de bu nedenle Türklerle Macarlar arasında tarih boyunca alışılmadık bir yakınlık oluştu.

Çünkü iki millet de büyük ölçüde aynı kaderi yaşadı.

Doğu ile Batı arasında kalmak.

Avrupa’ya yakın ama ondan ayrı olmak.

Büyük imparatorlukların baskısını hissetmek.

Kimliği, egemenliği ve devlet refleksini her şeyin merkezine koymak.

Tuna’nın iki yakası: Buda, Peşte ve Óbuda

Bugünkü Budapeşte aslında tarih boyunca ayrı kimlikler taşıyan üç yerleşimin birleşmesinden doğdu: Buda, Peşte ve Óbuda.

Buda, Tuna’nın batı yakasında daha tarihî, daha aristokrat, daha savunmacı bir karakter taşıdı.

Peşte ise doğu yakasında daha ticari, daha canlı, daha şehirli ve daha modernleşmeci bir kimlik........

© Forbes Türkiye