menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Çocukken anne yemeği satmaktan Londra'da respotan imparatorluğuna

21 0
25.08.2026

“Yeterince dikkatli bakarsanız, her zaman bir fırsat vardır.” - Nicky Santichatsak

Başarılı ve varlıklı insanlarla sohbet ederken bugün ne kadar servetleri olduğundan, kaç şirket kurduklarından ya da kaç kişiyi çalıştırdıklarından önce nereden başladıklarını merak ederim. Çünkü bana göre insanın karakterini asıl anlatan, zirveye ulaştığında ne yaptığı değil, henüz kimsenin kendisini tanımadığı, parası ve bağlantıları olmadığı günlerde önüne çıkan ilk fırsatla ne yaptığıdır.

Thanyarat “Nicky” Santichatsak’a bu nedenle bir gün basit bir soru sordum: “Hayatında ilk paranı nasıl kazandın?” Hiç düşünmeden cevap verdi: “Annemin yaptığı yemekleri satarak.”

“Kaç yaşındaydın?”

“Sekiz.”

Bugün İngiltere’nin en varlıklı yabancı girişimcileri arasında anılan, Londra’da bir dönem 13 restoran işleten, İngiltere ve Avrupa’da gayrimenkul varlıkları bulunan, Tayland’da turizm ve tatil yatırımları geliştiren bir kadının hikâyesinin sekiz yaşındaki bir kız çocuğuyla başlaması bana hâlâ çarpıcı geliyor.

Sekiz yaşında öğrenilen ilk iş dersi

Nicky, Tayland’ın güneyindeki Yan Ta Khao’da, eyalet merkezinden yaklaşık 25 kilometre uzakta büyüyor. Okul tatillerinde annesi yöresel yemekler ve tatlılar, teyzesi başka ev yemekleri hazırlıyor; küçük Nicky bunları alıp çevrede satıyor.

Sekiz yaşında kâr marjını, fiyatlama stratejisini veya nakit akışını bilmiyor elbette. Ama birçok insanın işletme okullarında çok daha sonra öğrendiği bir şeyi sezgisel olarak keşfediyor:

İnsanların istediği bir şeyi iyi üretir, doğru biçimde sunar ve güven oluşturursanız ekonomik değer yaratırsınız.

Aradan on yıllar geçecek, ülkeler ve rakamlar değişecek ama bu temel formül değişmeyecektir.

Hemşirelikten Londra’ya

Nicky’nin restorancılıktan önceki mesleği hemşirelik.

Bu ayrıntıyı özellikle önemsiyorum. Çünkü hemşirelik ile girişimcilik ilk bakışta birbirinden uzak görünse de Nicky’nin hayatında aynı temel becerileri besliyor: insanı anlamak, ihtiyacını sezmek, hizmet etmek, sabırlı olmak ve işler zorlaştığında paniğe kapılmamak.

Yaklaşık 38 yıl önce yüksek lisans yapmak için İngiltere’ye geldiğinde yanında büyük sermaye veya güçlü bağlantılar yoktu.

Londra da onu kırmızı halıyla karşılamadı.

Banka hesabı açtıramadığı için yanında taşıdığı yaklaşık 3 bin sterlin çalındı. Yeni bir ülkede, ailenizden binlerce kilometre uzakta ve geleceğiniz belirsizken böyle bir kayıp eve dönmek için yeterli sebep olabilirdi.

Nicky dönmedi.

Bir dönem dört yarı zamanlı işi aynı anda yaptı. Temizlikçilik, gazete bayisinde çalışma, çiçekçilik, özel aşçılık…

Önyargılarla da karşılaştı. Fakat bunları hayatının merkezine yerleştirmedi. Onun refleksi “Neden benim başıma geldi?” yerine “Şimdi ne yapabilirim?” oldu.

Bence direnç bazen bundan ibaret: Düştüğünüzü inkâr etmeden, düştüğünüz yerde yaşamayı reddetmek.

Londra yağmurunda bir pazar tezgâhı

Pazar günleri Merton Abbey Mills’de Tayland yemekleri yapıp satmaya başladığında Tayland mutfağı İngiltere’de bugünkü kadar tanınmıyordu.

Yağmurda, rüzgârda, karda tezgâhının başında durdu. İnsanlar önce merak edip tattılar, sonra yeniden geldiler, ardından arkadaşlarını getirdiler.

Daha sonra Chiswick’te akşamları bir kafe kiraladı. Haftanın yedi günü, bazı günler 18 saate yaklaşan bir tempoyla çalıştı.

Sonra Wimbledon Village geldi.

Bir mülk gördüğünde hayatının en büyük risklerinden birini aldı. Evini sattı, arabasını sattı, bankadan borçlandı, birikimlerinin neredeyse tamamını yeni restoranına yatırdı.

Daha da........

© Forbes Türkiye